Ana içeriğe atla

Kayıtlar

oyku etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Pamuk Hanım'ın Hazinesi

En kıymetli hazinesi kucağında, sevgiyle ve ilk kez görüyormuş gibi bir ilgiyle tek tek bakıyor fotoğraflara... Hani şu bütün ailenin; söz, nişan, düğün fotoğraflarının büyütülmüş haliyle konulduğu eski tip, büyük albümler var ya işte ondan... Kendimi bildim bileli var bu albüm ve tek başına ellemek hep yasaktı. İlla anneannem de yanımızda olacak... Gizlice bakıp yerine koyarsak hemen fark eder bir güzel azarı yerdik. Onun karşısındaki ikili koltukta ayaklarımı uzatmış, daha ben doğmadan önce tığla ördüğü rengarenk kareli battaniyeyi üzerime çekmiş, telefona bakıyormuş gibi yapıp onu seyrediyorum. Bunu hep yaparım. Arada fark eder, "Yine beni mi izliyorsun bakayım sen?" der ve ben her seferinde inkar ederim. İnandığını hiç sanmıyorum ama o da gülümseyip, inanmış gibi yapıp işine döner. O benim kıymetlim. Çocukluğumun kurtarıcısı... Okulun bitip, tatilin başlamasını iple çektiğim, beni her gördüğünde o şefkatli sarılmasıyla huzur bulduğum Pamuk hanım... "Senin adını niye ...

Kanguru Satışımız Mevcuttur

-Abla merhaba, sabah sabah rahatsız ettim ama Metin abi saat 10.00'da gelsin demiş. Hava da bayağı soğuk ama istersen dışarıda beklerim sıkıntı yok yani... -İçeri buyurun, Metin bey salonda sizi bekliyor. -Şu çantamı da alayım, aman haa! Çok kıymetli bu çanta. -Günaydınlar Metin abim, ben Osman. Hamdi abi konuşmuş sizinle... Eviniz de çok güzel maşallah, bahçe de ideal ölçülerde... -Anlat bakalım ne getirdin bize? -Abim bak, elimde bir ürün var. Çocukların da sen de bayılacaksınız, garanti... Bahçeniz ideal ölçülerde onu da söyliyim... -Göster bakalım neymiş bu ürün? -Bu çantanın içinde bir hazine gizli Metin abi, dur! Hemen açıyorum... Ta taamm! İşte sizi Çitayla tanıştırayım. -Nee! Bu kanguru da nereden çıktı. Kaçakçı mısın yoksa sen? -Yok Metin abim ne kaçakçısı! Yerin kulağı var deme öyle gözünü seveyim... -Bu yavru kanguruyu nereden buldun peki? -Avustralya'da bir kuzenim var, Rıza. Bizim burada kediler nasılsa, orada da bunlar öyleymiş abi... Her yerde sürüsüne bereketmiş...

Güle Güle Leyla...

Kahve kavanozunun kapağını açtı ve burnuna yaklaştırarak kokuyu içine çekti. Gözleri kapalı başka diyarlara gidip geldi. Yine mest oldu... Her seferinde nasıl bu kadar etkilendiğine anlam veremeyerek gülümsedi. Özenle seçtiği fincanları tepsiye dizdi, bardaklara su doldurdu. Bitter çikolatasız olmazdı. Çekmeceden çikolata paketini çıkardı. Bugün makinede değil onun sevdiği gibi bakır cezvede pişirecekti kahveyi... Etrafına göz gezdirdi her şey hazırdı. Saatine baktı, on bir olmuş, "Az sonra gelir," dedi yüksek sesle. Kahve saatini önemser, sevdiği diğer ritüeller gibi. Normalde o perşembeleri gelirdi, bu sefer cuma gel diye ısrar etmişti. "Akşam kalırsın, hem çocuklar da seni özledi," her zamanki gibi kırmadı, peki dedi... Çocukluğunun kahramanıydı Leyla, kimseyle konuşamadıklarını dinleyendi. Bilirdi ki ondan sır çıkmaz. Cesaretine, azmine, istediği şeyler için girdiği mücadelelere hayrandı. Annesinin kuzeniydi ve onunla onunla yaşıttı ama hep kendi arkadaşı gibi g...

Kimin Umurunda?

  "Bugün nasılsın?" diye soruyor projede beraber çalıştığı arkadaşı 'sanki çok umurunda' diye içinden somurturken kendisini yapay bir gülümsemeye teslim ederek, "İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?" diye karşılık veriyor ve arkadaşı konuşmaya başlamadan kulaklığını takıp, bilgisayarın ekranına dönüyor. Cevabını umursamıyor, o da anlamış olmalı ki sessizce masasına dönüyor... Öğlene kadar bir iki telefon görüşmesi yapıyor. Bir toplantıya katılıyor, maillerine cevap veriyor. Yemek için sözleştiği arkadaşıyla dışarı çıkıyor. Proje arkadaşının varlığını çoktan unutmuş, işe dalınca genelde dünyadan kopar. Bir ara başını kaldırıp ondan tarafa bakıyor, sessizce çalışıyor... Genelde laf atar, sohbet etmeye çalışır. Bugün oldukça sessiz... "Neyse böylesi daha iyi, muhabbet havasında değilim zaten" diye düşünüyor... Arada sadece işle ilgili bir iki mail atıyor, o da kısaca cevaplıyor. Mesai bitiminde "İyi akşamlar," diyerek, hızlıca ofisten çıkı...

Durmanın Keşfi

  Dur biraz... Dur ki, dinlen... Dinlen ki, gör şimdiye kadar göremediklerini... Gör ki, hisset. Hisset ki, duy! Uzaklarda bir yer var deme. İçerideki yerleri keşfet önce... İnstagram adreslerim:  storybysevil / 1sevilozdemir Kasım/2023/İstanbul Sevil Özdemir

Varlığın Kabulü

  Ömründe biriken tortuları ne yapacağını bilemediği zamanlardan geçeli çok oldu.  Geriye dönüp  dönüp bakmaların, yaraya tuz basmaktan başka işe yaramadığını da epey önce öğrendi... Olur. Dedi  sonra, hayat bu... Ne zaman ki fazlalıklardan arındı, akışta olmanın hafiflettiğini anladı.  İşte o  zaman; yaşadığı her şeyin onu buraya getirdiğini idrak ederek, kendi varlığını minnetle kabul etti. Not: Fotoğraf şahsıma aittir. İnstagram adreslerim: storybysevil / 1sevilozdemir Ocak/2023/İstanbul Sevil Özdemir

Renkli Bir Sessizlik

  Bazı aileler renkli ama çok sessiz. İç seslerinde hayatın izleri var. Her biri kendisinden açılıyor dünyaya... Bir dinleyenleri olsa, kim bilir söylemek istedikleri ne çok şey var... Not: Fotoğraf şahsıma aittir.  İnstagram adreslerim: storybysevil / 1sevilozdemir Sevil Özdemir Kasım/2022/İstanbul

Ağaçlar, Kuşlar, Bir De Sonbahar...

  Buraya her geldiğinde yaptığı gibi önce kuşlara yem veriyor, sonra da yürüyüşünü tamamlayıp dinlenmek için boş bulduğu bir banka oturuyor... Tüm park, sakince bir kabullenişle sonbaharı yaşıyor... "Ağaçlar depresyon yaşasaydı, bu kesin sonbaharda olurdu," diye düşünüyor. Öyle mi olurdu? Bilmiyor... Uyandığından beri hissettiği sıkıntıdan kurtulmak için yürüyüşe çıkmış, her yürüyüşte yaptığı gibi kuşlar için de yanına bir şeyler alıp, keyifle etrafında toplanmalarını seyretmişti. Ruhuna iyi geliyordu onları beslemek. "Birine iyilik yapmak, karşımızdakinden çok, bize iyi gelir," demişti sevdiği bir yazar. Gerçekten de öyle hissediyor...  Y aşlı bir amcanın getirdiği yemi kuşlarla konuşarak, sevgiyle paylaşırken nasıl mutlu olduğunu seyrediyor. Güvercinler, kim yem verirse o tarafa doğru topluca süzülerek uçuyor... Ahh! Bir de çocuklar tarafından kovalanıp durmasalar. "Kuşların depresyon sebebi çocuklar olabilir," diye düşünüyor, koşarak aralarına dalıp hep...

Eylül'e Güzelleme

"Eylül bir ay değil, bir aylık ayrı bir mevsim," demiş ya şair, işte tam da öyle diye düşünüyor... En güzel yaz havası hep Eylül'e denk gelir... Bütün bir yazın kirinden pasından arınmış, pırıl pırıl ve sakince kafa dinliyor gibidir bütün sahiller... Karşı adaların evlerinin bile net görüldüğü bu güzel eylül akşamüstünde denizin bütün yaz gizlediği sakinliğini hayranlıkla seyrediyor...  Sessizliğin tadını çıkarmak ve bir şeyler yazmak için geldiği balkonda, manzaraya karşı oturmuş, elinde kalem ve not defteriyle karşı adaların evlerini seçmeye çalışıyor. Kendi haline gülümsüyor...  Denizin ortasındaki bir kaç ada ve adaların kıyı kesimlerindeki evlerin resmedildiği hani şu seyredene huzur veren o yağlı boya tablolardan birinin içinde gibi hissediyor. "Bir farkla," diyor, "Uzaktan gelen köpek havlaması ve martıların sesi duyulmuyor o tablolarda..."  Gökyüzü ise ayrı bir konu başlığını hak ediyor. Bugünkü manzara tek bir tabloya sığmıyor... Kızıla çalan ...

Bir 8 Mart Hikayesi

  Çocukları okula, kocasını işe göndermiş, ortalığı toplamaya koyulmuştu... Oğlanların odasından başladı. Havalansın diye camı açtı. Yatakları düzeltti, karşıya geçip örtülerinin orantısını kontrol etti. Etrafa saçılmış kıyafetleri kirli sepetine taşıdı, yerdeki lego parçalarını kaldırdı. Komodinin üzerindeki dağınıklığı topladı. Kapıdan çıkmadan son kez baktı ve kapıyı yavaşça çekip çıktı.  "Ne güzel bir akşamdı," diye düşündü. Kocası ve kızı "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" için sürpriz yapmışlardı. Hiç beklemiyordu, hem şaşırmış hem sevinmişti. "Bugün yemek yapmak yok," dedi kızı, biz başımızın çaresine bakarız. Kızın odasına geçti. Odanın camı açıktı, yatağını düzeltti... Karşıya geçip kontrol etti. Etrafa saçılmış giysileri düzenledi, denenmiş ve buruşmuş temiz giysileri ütü odasına taşıdı, kirlileri kirli sepetine... Komodinin üzerindeki dağılmış makyaj malzemelerini topladı, açık kalmış çekmeceleri kontrol edip kapattı... Odadan çıkmadan son kez bakıp k...

Büyüyünce Geçer Mi?

  Çocuğu çekiştirerek otobüse zar zor binebiliyorum. İnsanlardan müsâde isteye isteye orta tarafa ilerliyorum. Camın önündeki alanı sıkıca tutmasını tembih ederek önümde sıkıştırıyorum, montunun kapüşonunu da çaktırmadan tutarak garantiye alıyorum. Bütün gün başımın etini yedi... "Anne ne olur uçağa binelim," diye tutturdu. "Kızım durup dururken uçağa mı binilir? Yaz gelsin anneannenlere giderken bineceğiz," yok ne desem olmadı. En sonunda tepemi attırdı. "Yeter artık!" O sırada otobüs geldi de Allah'tan itiraz edemeden aceleyle bindik. Neyse... Dışarıyı seyretmeye daldı da sustu, yoksa inadı insanı canından bezdirir. Annem, "Aynı sen," diyor, "Merak etme büyüyünce geçer," diye de ekliyor, kendisinden emin her zamanki o tavrıyla... Çocukken ben de böyle diretirmişim. Ne zaman vazgeçtim acaba diretmekten? İstediğim şeyler için mücadele etmeyi hangi ara bıraktım? Sırf uğraşmamak için, "Tamam, senin dediğin gibi olsun," demey...

Pamuk Yağmuru...

Sanki kendi omzuna dokunup desteklermiş gibi, "Aldırma Gönül" dedi. " Bırak! Kırıp döksünler. Sen onlar gibi olma..."  Az önce tıka basa dolu otobüsten zar zor inerken, elindeki çantaya bakıp kıkırdayan kadınları düşündü. Onlar ne bilecekti ki? O çanta annesinden kalan tek hatıraydı. Kendi elleriyle dokumuştu anneciği... Eskiyip dökülünce elinden geldiğince yamamıştı ama o annesi kadar becerikli değildi işte... "Olsun. O eski püskü haliyle bile onu hatırlatan 'tek ve en kıymetli' şey. İstedikleri kadar dalga geçsinler önemli değil," dedi ama kalbinde hissettiği sızıya engel olamadı. Ansızın bastıran kar yağışıyla biraz telaşa kapıldı, adımları hızlandı. Kocaman pamuk parçalarına benzeyen kar taneleri üzerine düşerken, yüzünü gökyüzüne kaldırıp yumuşacık dokunuşlarını hissetti... Huzur veren bu hisse kendisini öyle kaptırdı ki az önceki sızıyı bile unuttu. Üzerini hızla kaplayan pamuk taneleri altında eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Bira...

Bazıları Maske Sever...

"Avrupa Yakasında"ki Şahika gibi,"Tane tane anlat bee adamm," diye bağırıyorum!  Sesim ise dışarıya en tatlı halimle, "Tekrar alabilir miyiz?" Yanlış bir şey yapmak istemem diye çıkıyor. Kendimi tebrik ediyorum, çok iyi oynuyorum. Adam, motora takmış gibi odanın içinde dolanıp, tükürükler saçarak anlatmaya devam ediyor... Umarım bir gün 'hayatı boyunca söylediği sözleri ilk seferde kimsenin anlamadığını, sadece anlamış gibi yaptığı yalandan bir hayatı olduğunu öğrenince büyük bir travma yaşamaz' diye düşünüyorum. Amann bananee... B enim daha önemli bir sorunum var. Maske yasağı tamamen kalkınca ne yapacağım?  İyi bir bahane bul! Diye not alıyorum. "Söyleyeceklerim bu kadar," diyor. Orayı yakalıyorum ve iyi günler dileyip, odadan hızlıca çıkıyorum. Not defterimi ve kalemimi masaya bırakıp, 'yarını yarın düşünürüz' felsefesinin bana verdiği yetkiye dayanarak, canım maskemi minnetle selamlıyor, nazikçe çöp kutusunun karanlık sularına...

Damien Rice ve Yara Bandı Tesiri...

Bazı insanlar vardır onlar şarkı söylerken, o ses gelir görünmeyen yaralara bant olur. Yarayı görünmez kılar, acısını hafifletir... Hüzünlü sesi hüznüne karışır, iyi hissettirir... Hepimizin, ne zaman yaralansak sesine sığındığı, yara bandı etkili şarkıcıları vardır. Benimkilerden biri İrlandalı şarkıcı Damien Rice ... Uzun zamandır severek takip ettiğim ne zaman dinlesem ruhuma iyi gelen güzel sesli adam... Bir kaç gün önce İstanbul'da konser verdi. Kendisi gibi sade, naif ve samimi bir konserdi. Her ne kadar reklamı yapılmasa da biletleri günler öncesinden tükenen, kocaman bir salonu tıka basa dolduran, oldukça genç yaş ortalamasına sahip hayran kitlesi onu yalnız bırakmadı... Müziğe 90 'larda rock müzik grubu "Juniper" ile başlayan Rice, grupla iki albüm çıkardıktan sonra ayrılmış ve solo kariyerine başlamış... En çok bilinen şarkısı aynı zamanda "Closer" filminin de müziği olan size de bir yerlerden tanıdık gelecek "The Blower's Daughter"...