Ana içeriğe atla

Kayıtlar

umut etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sarı Saçlı Kız

  "Kibritçi Kız"a İthafen...   Kar olanca hızıyla yağıyordu. Penceredeki delikleri çul, çaputla kapattıkları bu derme çatma evde, dışarısının soğuğu olduğu gibi içeride hissediliyordu. Ellerini nefesiyle ısıtıp camdan dışarıyı seyreden küçük kız, heyecanını belli etmemek için babasıyla göz göze gelmemeye gayret ediyordu. Bulduğu her fırsatta onu dövmeye kalkan bu adama bahane vermeyi hiç istemiyordu. Zaten ninesi öldüğünden beri kızın hayatında huzur denen şey de kalmamıştı. Acımasız babası, günlerdir yağan karlı havaya inat, arkadaşının ona kakaladığı kalitesiz mumları satması için kızını caddeye gönderiyor, "Bu mumlar bitmeden gelmek yok!" diye de tehdit ediyordu.   İlk gün hiç satış yapamadan döndü. Babası, "Bu kalitesiz mumları kim alır ki?" diye sorduğu için kızı bayağı bir hırpalamıştı. Oysa küçük kız, babasına para kazandıracak fikirleri olduğunu söylemek istemiş ama adam, "Bu gece dışarıda yatacaksın," diyerek kızı kapının önüne atmıştı....

Umudun Rengi

  Selin, uzandığı şezlongda hasır şapkasının gölgesinden seyrettiği gökyüzüne bakarak, "Ne kadar umutlu bir mavi," diye düşündü. Tam o sırada, daha önce varlığını fark etmediği bir bulut kümesi görüş alanına girerek, telaşsızca dans etmeye başladı. Pamuk yığınına benzeyen bulutlar, sonsuz maviliğin içinde biraz nazlanarak süzüldü ve sonra geldiği hızla gözden kayboldu. Güneş ışınlarının bedenine hücum ettiğini hissettiğinde, "Bulutların veda dansı," diye söylendi. Neyse ki güneş kremini sürmeyi ihmal etmemişti.  Eylül sakinliğinin yaşandığı sahilde, uzaktan gelen hafif müzik sesi, denizin kıyıyı sakince okşaması, güneşin bile anlayışla dokunduğu bedeniyle uzanmış, aylardır eline alıp alıp bıraktığı kitabı sonunda bitirmişti. Hüzünlü bir kitaptı bu. Belki de bu yüzden bir türlü bitirememişti. İsimsiz bir kadının, onu hatırlamayan adama olan aşkını anlattığı bir mektup, son mektuptu… Gözlerini kapadı ve kadının yaşadığı ümitsizliği, hayal kırıklığını ama yine de vazge...

Küçük Şeyler

Son zamanlarda iyice rutinleşmiş olan balkondaki yerime oturmuş, bahçedeki mandalina ağacını seyrediyorum. Meyveleri iyice o davetkar sarı rengine büründü. Eskiden olsa koşarak yanına gider, daha eve getirmeden iki üç tanesini dalından koparmanın zevkiyle mideye indirirdim. Şimdiyse hiç canım istemiyor. Babamın ,  fideyi bahçeye diktiği günü dün gibi hatırlıyorum. Büyümüş mü ?   d iye her gün balkona çıkıp kontrol edişimi, boyum yetişmediği için onun koparıp bana uzattığı ilk mandalinayı nasıl coşkun bir sevinçle yediğimi de. İçimdeki özlem ,  mandalinanın tatlı-ekşi tadına kar ı şıyor. Bir uçak sesine kafamı kaldırıyorum, gitmeyeceğimi bile bile ,  " U zaklara mı gitsem?"  diye düşünüyorum. Uçak g eçiyor , ben babamın hatırası ağaca bakmaya devam ediyorum. Tatlı bir sonbahar serinliği teğet geçiyor, ürperiyorum. Annemin balkon için bıraktığı şalı alıp sarınıyorum. İşte bu koku! Bütün kokulardan baskın geliyor. " Tarihi   parfümünü değiştirmemek için direne...

Pazar, Kuşlar ve Nazım Hikmet

"Her sabah şu camı açmasan olmaz mı?" yorgana daha da sarılarak söyleniyor... "Olmazz!" diyorum neşeli neşeli... "Hem temiz hava girsin içeri, hem de kuş sesleri," "Başımı ağrıtıyor bu kuş sürüsü... Hep sen alıştırdın bunları!" Homurdanıyor... Kuş seslerinden rahatsız olan kaç kişi var acaba şu hayatta? Büyütmüyorum. "Peki hayatım..." Camı kapatıp salona geçiyor ve beyefendiyi odada yalnız bırakıyorum. Negatif enerjisini bana bulaştırsın istemiyorum. Bugün ekinoks günü, bahar geliyor. İçim kıpır kıpır. Kimsenin bunu bozmasına izin vermeye niyetim yok! Kararlıyım.  Bizim ufaklık salonda çizgi film izliyor. Abisi eline mısır patlağı vermiş, normalde kızarım ama pazar günleri geç kalkıyoruz diye serbest bıraktım. Bir günden bir şey olmaz... Büyük oğlan kafasını bilgisayara gömmüş, kesin oyun oynuyor. Ona da pazar günü özgürlüğü verdim, hiç ses çıkarmıyorum... Sessizce yanlarından süzülüp mutfağa geçiyor ve dünden kalan ekmekleri ufalıyorum...