Ana içeriğe atla

Kayıtlar

anne etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Özlem Taşıyan Mektup

  Sevgili Alice, Son mektubunda geç cevap veriyorum diye sitem etmişsin. Çok haklısın. Ama inan bana, bebek olduktan sonra hayatım tamamen değişti. Senin minik yeğenin biraz nazlı bir kız; çok ağlıyor, özellikle geceleri... İlk günlerde çok endişeliydim ama doktor, bunun gayet normal olduğunu söyledi. Sürekli kucakta olmak istiyor. Bütün gece evin içinde dolanıp duruyoruz. James yardımcı olmasa bunun üstesinden gelemezdim. O kadar yorgun oluyorum ki, o uyuduğunda ben de yorgunluktan hemen uyuyakalıyorum. Senin de bebeğin olduğunda beni daha iyi anlayacağına eminim, küçük kardeşim. Neyse ki birkaç gündür sakinleşmeye başladı, Tanrı’ya şükür. Minik prenses uyurken ben de fırsat bulup sana yazıyorum. Alice, Emily’yi bir görsen... Öyle güzel ve tatlı ki... Eminim gördüğünde onu çok seveceksin. Kafasında ince sarı tüyler var; belli ki saçları benimki gibi sarı olacak. Çok açık tenli, yumuşacık bir cildi var. Minik tombul parmaklarıyla elimi sıkı sıkı tutuyor bazen; o...

Kelebek Uçuşu

  7 Haziran 1983 Sevgili günlük, içimde kelebekler uçuşuyor. Sevdiğin insanla yuva kurduğunda böyle oluyormuş demek… Evimizde ikinci günümüz. Düğün harika geçti, onu bir ara anlatırım. Bugün Çanakkale'deki yazlıklarına gidiyoruz. Sadece ikimiz. Rüyada gibiyim. Çanta hazırlamaya gidiyorum, görüşürüz. Gözleri dolmuş, kalbi özlemle çarparak, ilk sayfasını bile okumayı tamamlayamadığı günlüğü, ayağının yanına bıraktığı kol çantasının içine yerleştiriyor. Babası bu defteri verirken, "Annenin evlendiğimizde tutmaya başladığı günlüğü buldum," demişti son ziyaretlerinde, "Benim itlik yaptığım zamanlardı. Annen ve sen beni değiştirdiniz. Okurken bunu unutma lütfen," diye eklemişti gözlerini kaçırarak. "Deniz göründüüü!" diye arka koltukta sevinç çığlıkları atan çocuklarının heyecanı, onu kendi çocukluğunun yazlarına götürüyor. Ailece geldikleri yaz tatillerinde, dönüş yaklaşınca gitmemek için yaptığı huysuzlukları anımsıyor. Annesinin yokluğu bir kez daha kalbi...

Geçmişin Penceresi

Güneşin altın ışıltılar serpiştirdiği lüle saçlarını, sağa sola neşeyle savurarak, "Annee!" diye sesleniyor küçük kız. "Anneannem dedi ki, benim yaşımdayken o da seni sallarmış bu salıncakta," iki tarafından zincir sarkıtılmış bu eski tahta salıncağın önünde durmuş, küçük kızını yavaş yavaş sallarken, onun neşesi bulaşıyor gülümseyişine... Baharın gelişini coşkuyla kutlayan sapsarı çiçeklerin kapladığı arazinin çok ilerisinde görünen evleri işaret ederek, "Bak! Şu uzaktaki evler var ya, onların hiçbiri yoktu ben çocukken... Her yer böyle çiçeklerle kaplıydı," diyor. Küçük kız, annesinin söylediği gibi hayalinde evleri yok etmeye ve onların yerine çiçekleri koymaya çalışırken, annesi de çocukluğuna misafir oluyor... Bu eski salıncakta keyifle sallandığı o günleri, hevesle topladığı çiçekleri hediye ettiğinde, annesinin yaşaran bal rengi gözlerini, hafta sonları buraya gelmeyi nasıl iple çektiğini, büyüdükçe tek başına sallandığı salıncakta, karşısındaki çiç...

Büyüyünce Geçer Mi?

  Çocuğu çekiştirerek otobüse zar zor binebiliyorum. İnsanlardan müsâde isteye isteye orta tarafa ilerliyorum. Camın önündeki alanı sıkıca tutmasını tembih ederek önümde sıkıştırıyorum, montunun kapüşonunu da çaktırmadan tutarak garantiye alıyorum. Bütün gün başımın etini yedi... "Anne ne olur uçağa binelim," diye tutturdu. "Kızım durup dururken uçağa mı binilir? Yaz gelsin anneannenlere giderken bineceğiz," yok ne desem olmadı. En sonunda tepemi attırdı. "Yeter artık!" O sırada otobüs geldi de Allah'tan itiraz edemeden aceleyle bindik. Neyse... Dışarıyı seyretmeye daldı da sustu, yoksa inadı insanı canından bezdirir. Annem, "Aynı sen," diyor, "Merak etme büyüyünce geçer," diye de ekliyor, kendisinden emin her zamanki o tavrıyla... Çocukken ben de böyle diretirmişim. Ne zaman vazgeçtim acaba diretmekten? İstediğim şeyler için mücadele etmeyi hangi ara bıraktım? Sırf uğraşmamak için, "Tamam, senin dediğin gibi olsun," demey...

Pazar, Kuşlar ve Nazım Hikmet

"Her sabah şu camı açmasan olmaz mı?" yorgana daha da sarılarak söyleniyor... "Olmazz!" diyorum neşeli neşeli... "Hem temiz hava girsin içeri, hem de kuş sesleri," "Başımı ağrıtıyor bu kuş sürüsü... Hep sen alıştırdın bunları!" Homurdanıyor... Kuş seslerinden rahatsız olan kaç kişi var acaba şu hayatta? Büyütmüyorum. "Peki hayatım..." Camı kapatıp salona geçiyor ve beyefendiyi odada yalnız bırakıyorum. Negatif enerjisini bana bulaştırsın istemiyorum. Bugün ekinoks günü, bahar geliyor. İçim kıpır kıpır. Kimsenin bunu bozmasına izin vermeye niyetim yok! Kararlıyım.  Bizim ufaklık salonda çizgi film izliyor. Abisi eline mısır patlağı vermiş, normalde kızarım ama pazar günleri geç kalkıyoruz diye serbest bıraktım. Bir günden bir şey olmaz... Büyük oğlan kafasını bilgisayara gömmüş, kesin oyun oynuyor. Ona da pazar günü özgürlüğü verdim, hiç ses çıkarmıyorum... Sessizce yanlarından süzülüp mutfağa geçiyor ve dünden kalan ekmekleri ufalıyorum...

Umut Edenler Durağı...

"Vefa'dan geçer mi?" diye sordu, tıkış tıkış minibüse binerken, "Geçer abla," dedi genç şoför. Bir eliyle tutunacak yer buldu, diğer elini de daha önceden ayarladığı parayı cebinden çıkarmak için uzattı. Eldivenle parayı çıkarmak düşündüğünden daha zor oldu ama başardı ve şoföre uzatması için yanındaki kadına rica etti... Nasıl sorsam acaba? diye düşünürken, önündeki kadınların konuşması dikkatini çekti. Anladığı kadarıyla herkes oraya gidiyordu. Bir ben duymadım herhalde bu zamana kadar baksana kar kış demeden millet yollara dökülmüş. "Neyse, kimseye sormama gerek kalmadı, şu kadınları takip etsem yeter," diye sevindi. Minibüs tıka basa kadınlarla doluydu... Sanki kırk yıllık dost gibi aynı şeyleri konuşuyorlardı "Bildiğin gibi değil, herkesin ne duaları kabul oldu! Çok kerametli, çok!" Allah Allah dedi bu kadar insan bilip gidiyorsa vardır bir hikmeti... "Şu meşhur gazeteci var yaa... O bile burada ettiği dualarla hamile kalmış," ...