Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Buzluktaki Bezelye

  Dördüncü duvarı yıkan bir oyuncu gibiyim;  seyircinin hiç beklemediği bir anda ona hitap eder gibi bakıyorum kendime.   Aynaya yaklaşıyorum. Sağ gözümün çevresi tamamen morarmış, göz kapağım balon gibi şişmiş. Kaşımın üstünde parça parça kurumuş kanlar var. Umarım dikişlik değildir; uğraşacak halde değilim. Yüzümü yıkıyorum. Kesik büyük değil, neyse ki. Sol taraf birkaç çizikle kurtarmış; diğer yarısına göre hâlâ insani. Burnum sızlıyor. Yokluyorum. Kırık gibi durmuyor ama üst kemikte hafif bir acı var. Yakından bakınca orada yatay, yeşilimsi bir morluk görünüyor.  Şerefsiz herif ...  Dirseği tam oraya denk getirdi demek. Göz kapağım şiştikçe yüzüme yayılıyor sanki. Bu kadar muayene yeter. Mutfağa gidiyorum. Buzlukta buz kalmamış, annemin yolladığı bezelye paketlerinden birini havluya sarıp, gözüme bastırıyorum. Sızının içinden ince bir rahatlama geçiyor. Tıpkı gece eve gelip kendimi yatağa attığım an gibi. Salona geçip üçlü koltuğa oturuyorum. Gözümde bezelye...

Son Resital

  O gün dans hayatının biteceğini bilseydi, uçan şatoya yine de gider miydi?   Annesine yazdığı mektup gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Dünyanın en ünlü gösterisine seçildiğine kendisi de inanamamıştı.   "Sonunda," diyordu mektubunda, "Başardım anne. Bu dünyada artık benim de yıldızım parlayacak."   Prensesler gibi karşılandığı şatonun mermerinde adeta süzülüyordu. Kalbinde ise küçük bir kız hiç durmadan dans ediyordu.   "Vakit geldi," dendiğinde bir kuğudan farksızdı. Hayallerine kavuşmanın o tarifsiz mutluluğunu yaşıyordu.   Sahnedeki bulut dekoru üzerine düştüğünde, çığlığı şatonun duvarlarında yankılandı uzun süre...   O gün dans hayatının biteceğini bilseydi, uçan şatoya yine de gider miydi? Yazıyı halkedebiyatıdergisi.com'dan okumak için; İnstagram adreslerim:  storybysevil  /  1sevilozdemir Nisan 2026/İstanbul Sevil Özdemir

Haziran Alevi

  Göğsündeki baskıyla panik içinde uyandı. Yataktan hızla kalktı, pencereyi sonuna kadar açtı; derin nefesler alarak vücudunun verdiği alarmı sakinleştirmeye çalıştı. Hava ciğerlerine doldukça kalbinin sesi yavaşlıyordu. Bunda artık tecrübeliydi. Göğsünün ne zaman daralacağını, kalbinin hangi hızda çarpacağını ezbere biliyordu. Son zamanlarda nöbetler neredeyse bitmiş gibiydi; üstelik şiddeti her seferinde biraz daha azalıyordu. “Bu iyiye işaret,” diyordu psikoloğu. O da buna inanmak istiyordu. Çünkü çok yorulmuştu. Sanki omuzlarında kimsenin görmediği bir yük taşıyordu... Saate baktı: sekiz buçuk. Pazar günü için erkendi ama tekrar uyuyamayacağını bildiği için sorun etmedi. Hava serindi. Sakinleştiğine karar verince içeri geçti, yatağını hızlıca topladı ve üzerine sevdiği pembe kalpli pelüş sabahlığını geçirdi. Boy aynasında kendisiyle göz göze geldi. Kalpli sabahlıkla yorgun yüzü yan yana duruyordu. “İronik,” diye düşündü. Son zam...