Ana içeriğe atla

Pamuk Yağmuru...


Sanki kendi omzuna dokunup desteklermiş gibi, "Aldırma Gönül" dedi. "Bırak! Kırıp döksünler. Sen onlar gibi olma..." Az önce tıka basa dolu otobüsten zar zor inerken, elindeki çantaya bakıp kıkırdayan kadınları düşündü. Onlar ne bilecekti ki? O çanta annesinden kalan tek hatıraydı. Kendi elleriyle dokumuştu anneciği... Eskiyip dökülünce elinden geldiğince yamamıştı ama o annesi kadar becerikli değildi işte... "Olsun. O eski püskü haliyle bile onu hatırlatan 'tek ve en kıymetli' şey. İstedikleri kadar dalga geçsinler önemli değil," dedi ama kalbinde hissettiği sızıya engel olamadı.

Ansızın bastıran kar yağışıyla biraz telaşa kapıldı, adımları hızlandı. Kocaman pamuk parçalarına benzeyen kar taneleri üzerine düşerken, yüzünü gökyüzüne kaldırıp yumuşacık dokunuşlarını hissetti... Huzur veren bu hisse kendisini öyle kaptırdı ki az önceki sızıyı bile unuttu. Üzerini hızla kaplayan pamuk taneleri altında eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Biraz üşümüştü...

Hafta sonu için oğlunu ve torunlarını bekliyordu. Çoktan gelmişlerdir diye düşündü. Ev kalabalıktır şimdi, cıvıl cıvıldır. Sobayı da yakmışlardır, üşümesin yavrucaklar... Yemekleri dünden hazır etmişti. Ortanca kızla, küçük oğlan da masayı hazırlamıştır dedi iç rahatlığıyla. Kar böyle yağmaya devam ederse yarın torunlarla çıkıp 'kardan adam' yaparız. "Evde havuç var mıydı?" Hızlıca geçirdi aklından. "Dolapta iki üç tane olması lazım. İyi bari..." Yorgunlukla ha gayret derken köşeyi döndü. Evin sokağına girdiğinde kar daha yoğun yağıyordu artık. "Neyse eve geldim Allah'tan," derken kafasını yukarıya kaldırmasıyla olduğu yerde kalakaldı. Çocuklar pencerenin önünde inci gibi dizilmiş karın yağışını izliyorlardı. Tatlı bir sıcaklık yayılıyordu dışarıya. Sevgi dolu bakışlarla onları izledi. "Çok şükür rabbim," dedi, "Çok şükür..." O arada torunlar onun geldiğini fark etti ve heyecanla el sallamaya başladılar. Bir anda hareketlenme oldu odanın içinde. Onu gördüklerine mutlu olmuşlardı, bu düşünce içini ısıttı... Adımları hızlandı birden, ne yorgunluk kaldı ne hüzün. Koşarak evine gitme isteğiyle doldu kalbi... "Gördün mü Gönül?" dedi binadan içeri adım atarken 'aile' gibisi yok bu hayatta...



İnstagram adreslerim: 
storybysevil / 1sevilozdemir

Mart/2022/İstanbul
Sevil Özdemir 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Yaz

  Zamanda yapacağı yolculuktan habersiz, elindeki kitabı dikkatle inceliyor ve "En az on beş sene olmuştur," diye tahmin yürütüyor. Okuduğunu pek hatırlayamıyor ama belli ki onun kitabı, hep yaptığı gibi ilk sayfasına tarih atıp bir de not yazmış. İşte tam düşündüğü gibi, on beş sene öncesinin tarihi. Üniversiteye hazırlandığı sene, "Peruş'un hediyesi," diye de not düşmüş. Hafif bir esintiyle irkilip, yan sandalyedeki şala uzanıyor, burnuna gelen melisa kokusuyla mest olurken bakışlarını balkonun en ucundaki büyük, yeşil saksının içinde, narin bir genç kız gibi süzülen melisaya çevirip, "Ahh! Melisa, sakın kokunu sadece rüzgara bırakma," diye tembihliyor ve havada kalan ferahlatıcı kokuyu içine çekiyor. Şalın yumuşak sıcaklığına sarınıp, bir yandan kahvesini yudumlarken karıştırdığı kitabın içinde bir fotoğraf buluyor. Üç kişi var fotoğrafta, ikisinin yüzü kalemle karalanmış. "Kıskanç Serap," diye azarlıyor on beş sene önceki hâlini. Fotoğraf...

Kan Bağı Olmayan Kız Kardeşler...

Kız kardeş candır, kandır, dosttur...  Bir de kan bağı olmadan kardeş bildiklerin vardır. Onlarla öyle şeyler yaşar ve paylaşırsın ki fark etmeden aile olursun... Beraber büyürsün, öğrenirsin, dinlersin, akıl verirsin, sevinirsin, üzülürsün... Kimseyle paylaşmadıklarını paylaşır, kimseye anlatılmayanların seninle paylaşıldığını bilirsin. Zaman önce güvenmeyi, sonra güvenine en sadık kalanların kız kardeşler olduğunu öğretir... Sonsuz bir güvenle sırtını yaslarsın. Bilirsin ki kardeş candır, candan zarar gelmez... Sonra aile genişler, evlenip çoluk çocuğa karışılır... Görünce gözlerinin ışıldadığı, görmediğinde içini sızlatan yeğenler doğar, sevgiyle büyürler... Aile büyüdükçe paylaşımlar artar, bağlar derinleşir... Bir sıkıntın olsa bilirsin ki kimse yoksa onlar var. Bu duyguyu dünyalara değişmezsin... Çünkü, bu dünyanın en güven verici şeyidir... Onların karşına çıkması tesadüf değildir. Bunu hep bilirsin... Kız kardeşler kandır, candır, varlığına hep şükredilenlerdir... K...

Dikenler

  Adamın dikenleri vardı. Kadının ise görünmeyen yaraları. Kadın gizlice sarardı yaralarını; bazen gözyaşlarıyla. Adam eve geldiğinde, kadın gün boyu içinde biriktirdiği kırıntıları koyardı masaya. Adam tek hamlede yutardı kadının bütün umutlarını...   Kadın adama babasından, kendisine de annesinden aşinaydı. Eski bir filmin tekrarı gibiydi hayatı. Babası televizyon karşısında çay beklerken, annesi bulaşık yıkardı ağlayarak.   Adam annesinin gizli gözyaşlarını hiç bilmeden büyümüştü. Babasından gördüğü kadarıyla öğrenmişti kocalığı. Eve bakması yeterli değil miydi, inceliklere ne lüzum vardı?   Hem ne yaparsa yapsın, kadınlara zaten yaranılmazdı.   Kadın bir gün annesinin hayatını yaşayacağını hiç düşünmemişti. Çünkü adam dikenlerini henüz göstermemişti. Beyaz gelinliğine astığı umutlarla, bir kuğu gibi süzülüyordu adeta.   Ne zaman ki ayakları yere değdi, işte o zaman hatırladı annesinin gözyaşlarını.   Adam da dikenlerinin farkında değildi başta. Evl...