Ana içeriğe atla

Kanguru Satışımız Mevcuttur

-Abla merhaba, sabah sabah rahatsız ettim ama Metin abi saat 10.00'da gelsin demiş. Hava da bayağı soğuk ama istersen dışarıda beklerim sıkıntı yok yani...

-İçeri buyurun, Metin bey salonda sizi bekliyor.

-Şu çantamı da alayım, aman haa! Çok kıymetli bu çanta.

-Günaydınlar Metin abim, ben Osman. Hamdi abi konuşmuş sizinle... Eviniz de çok güzel maşallah, bahçe de ideal ölçülerde...

-Anlat bakalım ne getirdin bize?

-Abim bak, elimde bir ürün var. Çocukların da sen de bayılacaksınız, garanti... Bahçeniz ideal ölçülerde onu da söyliyim...

-Göster bakalım neymiş bu ürün?

-Bu çantanın içinde bir hazine gizli Metin abi, dur! Hemen açıyorum... Ta taamm! İşte sizi Çitayla tanıştırayım.

-Nee! Bu kanguru da nereden çıktı. Kaçakçı mısın yoksa sen?

-Yok Metin abim ne kaçakçısı! Yerin kulağı var deme öyle gözünü seveyim...

-Bu yavru kanguruyu nereden buldun peki?

-Avustralya'da bir kuzenim var, Rıza. Bizim burada kediler nasılsa, orada da bunlar öyleymiş abi... Her yerde sürüsüne bereketmiş... Bizim Rıza da bu annesinden ayrılınca biraz yatıştırıcı vermiş buralara kadar getirmiş, sıkıntı yok endişelenme! Sizin bahçe var ya nefiss... Çocuklar bayram edecek bu Çıtayla zıp zıp zıplarlar artık.

-Yahu sen delirdin mi? Ben bunu bahçede nasıl besleyeyim. Ne yer, ne içer bu hayvan?

-Abim hiç zorlanmıycan, ben sana söyliyim. Otçul bu hayvancağız, masrafsız. Sizin bahçeyi de maşallah geze geze bitiremez.

-Bu yasal mı? Başımı belaya sokma benim.

-Yahu Metin abim, millet fil besliyor fil! Kimse de yasal mı? Diye sormuyor. Hem kim görecek senin bahçeni... Zabıta mı geziyor buralarda? Özel mülkün kimse karışamazz... Hem maşallah kale gibi burası kimseler giremez. Sen hiç endişelenme...

-Bana hiç mantıklı gelmiyor bütün bu konuşmalar.

-Ya güzel abim, bak! Allah aşkına şu sevimli şeye bak. Al kucağına abim, hah şöyle ısırmaz korkmaa!

-Korkuttun mu hayvanı, niye böyle ürkek?

-Yok be abim ne korkutması tembihledim. Dedim, "bak Çita. Şimdi senin yeni yuvana gidicez orada sana iyi bakacaklar. Böyle yakışıklı, kaytan bıyıklı, dalyan gibi bir baban olacak. Seninle oyun oynayan kardeşlerin olacak. Lebi derya bir bahçede, evindeki huzuru bulacaksın," Bak gördün mü? Seni sevdi. Nasıl da rahatladı kucağında. Bence kader bir araya getirdi bizi. Çok tatlı bir hayvan bu ya! İnan bak. Çok memnun kalıcan.

-Gevezelik etmeyi bırak da al şu hayvanı kucağımdan.

-Tamam abim, bahçeye bırakalım bak bir de orda gör. Kapı da açık hadi Çita göster kızım kendini.

-Alıştırma hayvanı, dur napıyorsun! Bahçeye zarar vermesin?

-Yok abi bişey olmaz tembihli o, rahat ol. Bak! Şimdi sen Hamdi abiden dolayı yakınım sayılırsın. Bi güzellik yapıcam uygun fiyata halledicez bu işi.

-Yahu bunu nasıl halledeceğiz. Ben kedi, köpek gibi bir hayvan düşündüm bizim kızlara, hadi bilemedin midilli... Çita diye diye kanguru getirmişsin. Akla, mantığa uyuyor mu bu?

-Metin abim her şeyi akılla, mantıkla çözemezsin. Bak görüyo musun? Nasıl mutlulukla zıplıyor. Nasıl kıyıcan sen şimdi bu Çitaya söyle hadi. Yine mi yuvasından ayrılsın bu yavrucak?

-Mutlu mu gerçekten?

-Ya abim deli misin? Mutluluktan ölüyor şu an baksana nasıl zıp zıp dolaşıyor bahçede. Senin kızlar bayılmazsa gel beni bul! Hadi uzatmayalım ver güzel elini anlaşalım. Bak ben bu kapıdan huzurla çıkıcam, sen de memnuniyetle beni yollıycan rahat ol.

-Sorun çıkarsa bulurum seni Osman!

-Bul abi, mekanımız belli...

-İyi hadi kızlar da sevineceklerdir bu işe...

-Ya Çitaya bayılmazlarsa benim adım da Osman değil diyorum sana...

-İyi bakalım herkes mutlu olsun madem... Ver elini Osman daha pazarlık edeceğiz...


İnstagram adreslerim: 

Şubat/2024/İstanbul
Sevil Özdemir



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Yaz

  Zamanda yapacağı yolculuktan habersiz, elindeki kitabı dikkatle inceliyor ve "En az on beş sene olmuştur," diye tahmin yürütüyor. Okuduğunu pek hatırlayamıyor ama belli ki onun kitabı, hep yaptığı gibi ilk sayfasına tarih atıp bir de not yazmış. İşte tam düşündüğü gibi, on beş sene öncesinin tarihi. Üniversiteye hazırlandığı sene, "Peruş'un hediyesi," diye de not düşmüş. Hafif bir esintiyle irkilip, yan sandalyedeki şala uzanıyor, burnuna gelen melisa kokusuyla mest olurken bakışlarını balkonun en ucundaki büyük, yeşil saksının içinde, narin bir genç kız gibi süzülen melisaya çevirip, "Ahh! Melisa, sakın kokunu sadece rüzgara bırakma," diye tembihliyor ve havada kalan ferahlatıcı kokuyu içine çekiyor. Şalın yumuşak sıcaklığına sarınıp, bir yandan kahvesini yudumlarken karıştırdığı kitabın içinde bir fotoğraf buluyor. Üç kişi var fotoğrafta, ikisinin yüzü kalemle karalanmış. "Kıskanç Serap," diye azarlıyor on beş sene önceki hâlini. Fotoğraf...

Kan Bağı Olmayan Kız Kardeşler...

Kız kardeş candır, kandır, dosttur...  Bir de kan bağı olmadan kardeş bildiklerin vardır. Onlarla öyle şeyler yaşar ve paylaşırsın ki fark etmeden aile olursun... Beraber büyürsün, öğrenirsin, dinlersin, akıl verirsin, sevinirsin, üzülürsün... Kimseyle paylaşmadıklarını paylaşır, kimseye anlatılmayanların seninle paylaşıldığını bilirsin. Zaman önce güvenmeyi, sonra güvenine en sadık kalanların kız kardeşler olduğunu öğretir... Sonsuz bir güvenle sırtını yaslarsın. Bilirsin ki kardeş candır, candan zarar gelmez... Sonra aile genişler, evlenip çoluk çocuğa karışılır... Görünce gözlerinin ışıldadığı, görmediğinde içini sızlatan yeğenler doğar, sevgiyle büyürler... Aile büyüdükçe paylaşımlar artar, bağlar derinleşir... Bir sıkıntın olsa bilirsin ki kimse yoksa onlar var. Bu duyguyu dünyalara değişmezsin... Çünkü, bu dünyanın en güven verici şeyidir... Onların karşına çıkması tesadüf değildir. Bunu hep bilirsin... Kız kardeşler kandır, candır, varlığına hep şükredilenlerdir... K...

Dikenler

  Adamın dikenleri vardı. Kadının ise görünmeyen yaraları. Kadın gizlice sarardı yaralarını; bazen gözyaşlarıyla. Adam eve geldiğinde, kadın gün boyu içinde biriktirdiği kırıntıları koyardı masaya. Adam tek hamlede yutardı kadının bütün umutlarını...   Kadın adama babasından, kendisine de annesinden aşinaydı. Eski bir filmin tekrarı gibiydi hayatı. Babası televizyon karşısında çay beklerken, annesi bulaşık yıkardı ağlayarak.   Adam annesinin gizli gözyaşlarını hiç bilmeden büyümüştü. Babasından gördüğü kadarıyla öğrenmişti kocalığı. Eve bakması yeterli değil miydi, inceliklere ne lüzum vardı?   Hem ne yaparsa yapsın, kadınlara zaten yaranılmazdı.   Kadın bir gün annesinin hayatını yaşayacağını hiç düşünmemişti. Çünkü adam dikenlerini henüz göstermemişti. Beyaz gelinliğine astığı umutlarla, bir kuğu gibi süzülüyordu adeta.   Ne zaman ki ayakları yere değdi, işte o zaman hatırladı annesinin gözyaşlarını.   Adam da dikenlerinin farkında değildi başta. Evl...