Ana içeriğe atla

Kayıtlar

veda etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yedinci Peron

Haydarpaşa tren garının merdivenlerini, içimdeki kasveti ona belli etmemeye gayret ederek çıkıyorum. Birkaç basamak sonra kafamı kaldırıyorum ve binanın ihtişamı karşısında bakakalıyorum... Ne kadar büyük ve ne kadar da güzel... Kan ter içinde kalmış hallerinden, son dakika yetiştikleri belli olan bir aile yanımızdan rüzgar gibi geçiyor. Tam devasa kapıdan içeri girecekken babaları olduğunu tahmin ettiğim kişi; göbeğinin düğmeyi patlatacak gibi gerdiği gri ceketi, kızarmış ve terli yüzüyle, nefes nefese geride kalan var mı diye merdivenlere bakıyor. O sırada etrafa bakarak eğlenen üç çocuğa seslenerek, “Hadi afacanlar, sizin yüzünüzden geç kalacağız!” diye bağırıyor. Zorla düğmesini kapattığı ceketinin cebinden çıkardığı beyaz mendille, kızarmış yüzünün terini siliyor ve kapıdan geçip kayboluyor... Biz, ayrı bedenlerde tek vücut gibi hareket ederek, sesiz ve sakince merdivenleri çıkıyoruz. Yanımızdan geçen telaşlara aldırmıyoruz... Devasa camlı kapıdan içeri girdiğimde, gözlerimi kamaş...

Kelebek Uçuşu

  7 Haziran 1983 Sevgili günlük, içimde kelebekler uçuşuyor. Sevdiğin insanla yuva kurduğunda böyle oluyormuş demek… Evimizde ikinci günümüz. Düğün harika geçti, onu bir ara anlatırım. Bugün Çanakkale'deki yazlıklarına gidiyoruz. Sadece ikimiz. Rüyada gibiyim. Çanta hazırlamaya gidiyorum, görüşürüz. Gözleri dolmuş, kalbi özlemle çarparak, ilk sayfasını bile okumayı tamamlayamadığı günlüğü, ayağının yanına bıraktığı kol çantasının içine yerleştiriyor. Babası bu defteri verirken, "Annenin evlendiğimizde tutmaya başladığı günlüğü buldum," demişti son ziyaretlerinde, "Benim itlik yaptığım zamanlardı. Annen ve sen beni değiştirdiniz. Okurken bunu unutma lütfen," diye eklemişti gözlerini kaçırarak. "Deniz göründüüü!" diye arka koltukta sevinç çığlıkları atan çocuklarının heyecanı, onu kendi çocukluğunun yazlarına götürüyor. Ailece geldikleri yaz tatillerinde, dönüş yaklaşınca gitmemek için yaptığı huysuzlukları anımsıyor. Annesinin yokluğu bir kez daha kalbi...

Mahir Bey’in Kalemi

  Rahmetli Mahir bey, çok görgülü bir beyefendiydi. Bu şımarık çocuklar nasıl onun torunu olabilir? Hafsalam almıyor. Siyah kadife kutuyu açıp, görücüye çıkarır gibi beni gururla arkadaşlarına gösterirken, Japonya seyahatinde gördüğünü ve o an vurulduğunu anlatırdı. Herkesin hayran bakışları eşliğinde dolaşırdım odayı. Kimse elini uzatmaya cesaret edemez, uzaktan bakmakla yetinirlerdi. Hiç kıyamazdı bana Mahir bey, Allah'ın rahmeti üstüne olsun. Ahh ne günlerdi... İlk zamanlar evli değildi tabii, bayağı gençti. Belli ki bir sevdiği vardı. Beni mürekkebe batırır tam hevesle yazacakken, bir satır yazar, yazdığını beğenmez, buruşturup atardı kağıdı. Ne aşk mektupları yazdık beraber, helali hoş olsun. Çok beyefendi bir insandı. Bütün iş seyahatlerinde beni de yanında gezdirirdi. Uçakta, restoranda nerede aklına bir şey gelse hemen notlar alır, ben de o esnada etrafı seyrederdim. Çok yer gördüm sayesinde, çok... Uzak Doğu’dan b...

Kaybolan Manzara

  "Tadı yok sensiz geçen ne baharın, ne yazın Kalmadı tesellisi ne şarkının, ne sazın Sarıldım kadehlere, derman olur diyerek Kalmadı tesellisi ne şarkının, ne sazın..." Nesrin Sipahi'nin sesi, baba yadigarı gramofondaki plaktan tatlı tatlı etrafa yayılıyor. "Kalmadı tesellisi" diyor, "Ne şarkının, ne sazın," balkona kurduğu çilingir sofrasında, mavi-beyaz çizgili pijaması ve beyaz atletiyle oturmuş, çok az görünen deniz manzarasına kadehini kaldırıyor, "Sarıldım kadehlere, derman olur diyerekkk..." İçindeki denizi dalga dalga coşturan şarkıya, tüm benliğiyle eşlik ediyor. Yazdan kalma o eylül akşamında, tatlı bir esinti kadehini yalayıp, kulağının arkasından süzülüyor. İçi ürperiyor. Karısı olsa, "Üşüteceksin Hilmi Bey, üstüne bir şey giy!" diye söylenirdi. Ona karşılık verir gibi, "Ne var sanki bu havada üşütecek. Mis gibi hava, miss," diyor. Kafasını kaldırıp yıldızlara bakıyor. Yıldızlar onu göz kırparak selamlıyor. Ne...

Kökleşen Acılar

  "Neden, geçmek bilmeyen bir acıya sahibim?" diye sorduğunda, psikoloğu, "İyileşmek; dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya doğru gerçekleşir," demişti, oysa boşandıktan sonra, bunun geçmesi için her şeyi denemişti. Ayrıca bu ortak kararlarıydı, ortada öyle kaotik bir durum da yoktu. Kendini akarsuya bırakır gibi sosyal çevresinin genişliğine bırakmış; akşam yemekleri, partiler, flörtler, alışveriş çılgınlığı, sinema günleri hatta bir keresinde annesinin altın gününe bile katılmıştı ki bu büyük bir hataydı, kabul ediyordu. Neredeyse hiç yalnız kalmamış, taşındığından beri tam olarak yerleşmeye bile fırsat bulamamıştı. Anlamıyordu... Herkes onu iltifat yağmuruna tutuyor, harika göründüğünden, bu kadar çabuk toparlamasına hayranlık duyduklarından bahsediyorlardı. Ona göre toparlanacak bir şey yoktu ki, sadece hayatına devam ediyordu. Yakın arkadaşı Sibel pek böyle düşünmüyordu gerçi ve bunu birkaç kez söylemeye çalışmış ama o dalgaya alıp kızı susturmuştu. "...

Özgürlük Sanrısı

Limon'u ilk gördüğümüz günü hatırlıyor musun? Hani balkondaki pembe sardunyanın üstüne gelip konmuştu. Ben korkup kaçar sanmıştım. Sen, kendinden emin yavaşça yanına gidip parmağını uzatmıştın, o da sakince gelip konmuştu... Belli ki tanıdık bir hareketti bu onun için, hiç yadırgamamıştı... Tanıdık duygulara kendimizi güvenle bırakmakta hepimiz öyle değil miyiz? Kuş hala parmağındayken sen önde ben arkada balkondan içeriye geçip kapıyı kapatmıştık. O, odanın içinde uçarak avizenin tepesine konmuş etrafı süzerken, sen hemen kafes bulma telaşına düşmüş dışarı çıkmaya hazırlanıyordun. "Bırakalım gitsin yazık hayvana," demiştim, "Asıl bırakırsak yazık olur. Bunlar alışık değil dışarıdaki hayata, ya kedilere ya da açlığa yenilir, hem bak kendisi bizi seçti," demiştin. O zaman mantıklı gelmişti. Oysa, o da dışarıdaki hayatı seçip seçmemeye sadece kendisi karar verebilmeliydi... Yeni ve süslü kafesine hapsederken, limon sarısı tüylerinden esinlenip, "Limon," ...

Tamiri Olmayan Şeyler

Dönüp durduğu yataktan uzanıp, yatmadan önce komodinin üzerine bıraktığı bardaktaki suyundan birkaç yudum içiyor. Geçen seferki gibi bardağı devirmemek için dikkatlice yerine koyuyor. Bu saatte kalkıp temizleyecek hiç hali yok doğrusu...  "Anlaşıldı. Bu gece uyku yok!.."  s aatin kaç olduğunu öğrenmek için telefonuna bakıyor, ekran ışığı gözünü alınca hemen kısıyor. Saat daha iki diye söyleniyor... "Offf... Uyusana!" Oyalanmak için sosyal medyaya bakıyor. Gitarıyla şarkılar söyleyen dalgalı saçlı, temiz yüzlü genç bir çocuğun 'Zalim' şarkısının nakaratını söylediği çok kısa bir ana denk geliyor. Tüylerini diken diken eden bu güzel sese hayran olup, şarkının tamamını söylediği versiyonunu buluyor. Kulaklığını takıyor. "Gece gece komşuları rahatsız etmeyelim, normal insanlar bu saatte uyuyorlar," diye düşünüyor...  Sırt üstü uzanıp tavana bakarken, kulaklığından yayılan bu duru sesle birlikte bedeninden çok uzaklara gittiğini hissediyor... Hem yarın ...

Bir Nefeslik Durak

Binanın dış kapısında durup evlerinin olduğu kata baktı. Sanki bir asır geçmişti bu eve gelmeyeli... Ailesi geçen sene giriş katta bir ev tutmuş, ameliyat sürecini orada geçirmişti. Kapının açılma sesini duyup içeriye adım attığında sağ taraftaki aynaya gözü ilişti, bir yabancıya bakar gibiydi, "Korkma," dedi "Geçti... İyisin..." alabildiği kadar derin bir nefes aldı. Şükretti... Biraz korkuyla yavaşça merdivene yöneldi, ilk katı rahat çıktığını görünce nefesini bırakarak bir, "Ohh!" dedi içinden... Geçen sene, elinde oksijen tüpüyle her adımda dinlenerek yarım saatte zor çıktığı o son dönemi hatırladı. Doktor donör bekleme sürecinde merdiven çıkmayı yasaklamış, ailesi giriş kattaki evi o zaman tutmuştu. Bu kadar rahat hareket edebilmesine şaşırarak ikinci kata yöneldi, "Daha 34 yaşında kendine ne yaptın sen böyle?" demişti doktor babacan bir tavırla, "Hızlı yaşadım doktor bey," diye takılmıştı o haliyle... Yalan da değildi, küçük yaşta...

Güle Güle Leyla...

Kahve kavanozunun kapağını açtı ve burnuna yaklaştırarak kokuyu içine çekti. Gözleri kapalı başka diyarlara gidip geldi. Yine mest oldu... Her seferinde nasıl bu kadar etkilendiğine anlam veremeyerek gülümsedi. Özenle seçtiği fincanları tepsiye dizdi, bardaklara su doldurdu. Bitter çikolatasız olmazdı. Çekmeceden çikolata paketini çıkardı. Bugün makinede değil onun sevdiği gibi bakır cezvede pişirecekti kahveyi... Etrafına göz gezdirdi her şey hazırdı. Saatine baktı, on bir olmuş, "Az sonra gelir," dedi yüksek sesle. Kahve saatini önemser, sevdiği diğer ritüeller gibi. Normalde o perşembeleri gelirdi, bu sefer cuma gel diye ısrar etmişti. "Akşam kalırsın, hem çocuklar da seni özledi," her zamanki gibi kırmadı, peki dedi... Çocukluğunun kahramanıydı Leyla, kimseyle konuşamadıklarını dinleyendi. Bilirdi ki ondan sır çıkmaz. Cesaretine, azmine, istediği şeyler için girdiği mücadelelere hayrandı. Annesinin kuzeniydi ve onunla onunla yaşıttı ama hep kendi arkadaşı gibi g...