Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sahne sanatları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bu Dünyada "Zain" Olmak...

Planlasam da ertelediğim ve çok alakasız zamanlarda işte şimdi tam zamanı dediğim şeyler var. Bu bazen yazmam gereken bir yazı, okumam gereken bir kitap, spoilera maruz kalmamak için takip ettiğim diziyi tam sezonunda günü gününe izlemek gibi (çok nadirdir günü gününe izlediğim) bazen de daha sinemaya gelmeden fragmanını görüp, bu filmi mutlaka izlemeliyim dedikten yaklaşık bir sene sonra izlediğim "Kafernahum" (Capharnaüm) gibi.  Pişman mıyım? Genelde hiç olmam... Yakın bir arkadaşımın ısrarlarını dikkate almadığım için artık espriye çevirdiği 'zamanı değilmiş' lafımın arkasındayım. Çünkü bana göre; bir türlü başlanamayan kitabın da herkesin görüp senin daha gidemediğin o yerlerin de henüz izleyemediğin aklındaki o filmin de bir türlü bir araya gelemediğin o arkadaş toplantılarının da bir zamanı var.  Çünkü her şey olması gerektiği zamanda olur. En iyi şekilde anlayacağın tam da ihtiyacının olduğu, iyi ki öyle olmuş diyeceğin zamanlarda... Uzun lafın kısası  ...

Yeşil Işığın Peşinde...

Bugün, size bu sezonun en etkileyici oyunundan bahsedeceğim... Oyunumuz; neşeli, hayat dolu, hayalleri olan, umutlu ve hayallerini gerçekleştirme fırsatı bulamayan bir sürü genç kadının hikayesi... Devlet Tiyatrosu 'nda bu sezon sahnelenmeye başlayan "Bir Peri Masalı Radyum Kızları" i smini ilk duyduğumda ne garip bir isim diye düşündüğümü itiraf ediyorum. Radyumun bir dönem insanların hayatına olan etkilerini, oyunu izlerken hayretler içinde kalarak ve sonrasında da araştırarak öğrendiğimden beri tesiri altındayım... Ra simgesi ile bilinen Radyum , 1898 yılında Fransız fizikçileri Pierre Curie ve eşi Marie Curie tarafından bulunan, ışın etkinliği çok olan bir element. Karanlıkta parıldayan bu mucize 1918'lerden 1930'lara kadar yüzyılın en önemli keşfi olarak gösterilmiş ve tam bir çılgınlık halini alarak, hiçbir tedbir alınmadan, içme suyundan çikolataya, kozmetikten ilaçlara kadar her alanda kullanılmış... Kadınlar, parlasın diye saçlarına bile sürmüşler....

Manastırdaki 6 Hasta ve 1 Bağımlı

Terk edilmiş bir akıl hastanesi düşünün. Yok yok, aslında bir manastır ya da manastırdan bozma bir hastane... - Kendisinin böcek kadar küçük olduğuna inanan ve insanların üzerine basmasından korktuğu için elinde fenerle dolaşan bir genç kız. - Çehov'un Martısı olduğuna inanan bir oyuncu. - Yıllardır hiç konuşmayan bir adam. - Bulduğu her fırsatta biber gazıyla intihar etmeye çalışan bir çingene. - Gördüğü her şeyi çalan bir hırsız. - Günahlarından arınmak için mana stırda rahibe olduğuna inanan bir eşcinsel. - Sahte doktor diplomasıyla ilaçlara kolay ulaşmayı keşfetmiş bir bağımlı. Terk edilmek, yok sayılmak, umutsuzluk, vazgeçmek, değersiz hissetmek... Yalnızlığa dair her şeyi yaşayan bu 6 hasta ve bir bağımlı, savaşın ortasında gözlerden uzak bir manastırda unutulmuşluklarıyla baş başa yaşarken, yiyecek yemek bile bulamadıkları terk edilmiş binalarının önünde Birleşmiş Milletler'den gelen kargo paketlerini bulduklarında hayatlarının tamamen değişeceğinden tabii ki ...

Hiçliğin Ortasında...

"Kimi aileler dipsiz bir kuyudur, çıkmaya çalıştıkça içine çekilirsin." İstanbul Devlet Tiyatrosu 'nun "Aile Sırları" isimli oyununun tanıtımında yazan bu cümle insanı önce sarsıyor sonra da meraklandırıyor... Bahsi geçen oyunumuz Tony ve Pulitzer ödüllü. Oyunun yazarı Amerikalı Oyun Yazarı/Oyuncu Tracy Letts . Letts'i "Böcek" ve "Katil Joe" oyunundan ya da "Lady Bird" filmindeki baba rolünden hatırlayanlarınız olacaktır. Babalarının kayıp haberini alan üç kız kardeşin, ilaç bağımlısı annelerinin yanına gitmeleriyle başlayan hikaye, aile sırlarının ortaya döküleceği zamanları karşılıyor...  Yıllardır görüşmeyen ve kendi hayatlarında da sorunlar yaşayan kardeşler, annelerinin yanında kaybolmaya yüz tutmuş aile bağlarını tekrar hissedebilecekler mi? Kimsenin birbirine karşı sorumluluk hissetmediği, dominant anneleri tarafından sürekli kışkırtılan aile bireylerini neler bekliyor olabilir? Bu ekibe bir damat, bir damat ad...

Gerçek Sandıklarımız...

Bugün, size sezona biraz geç giriş yapan yeni bir tiyatrodan bahsetmek istiyorum. "B Planı"  her ne kadar yeni bir tiyatro desem de aslında ekip oldukça eski... Daha önce birçok iyi projeye imza atmış "İkincikat" ın ortaklarından biri olan Sami Berat Marçalı , geçen sezon sonu ani bir kararla İkincikat'tan ayrılıp yeni bir tiyatro ekibiyle karşımıza çıktı. İyi ki çıktı. İyi bir yönetmen ve yazar olmasının yanında, tiyatroya emek veren, her oyunun girişinde ve çıkışında izleyiciyi ile ilgilenen, saygılı, akıllı bu genç adam tiyatro dünyasındaki genç neslin önemli isimlerinden biri... En son Nina Raine 'in yazdığı, geçtiğimiz sezon çok beğenilen ve ödüller kazanan "Kabileler" (Tribes) oyunu yeni sezonda "B Planı"  projesi olarak izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Ocak ayında başlayan ve bu yazının konusu olan yeni oyunları ise İsveçli genç yazar Jonas Hassen Khemiri 'nin ilk oyunu " İstila!" (Invasion!)  İsveç ...

Üç Kadın, Üç Yaşam, Bir İstanbul...

Bu hafta, size çok yeni bir tiyatrodan bahsetmek istiyorum. Tiyatro BAM (Tiyatronun ismi;  'Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Ayfer Dönmez ve Melis Öz'ün isimlerinin baş harflerinden oluşuyor.) İlk sezonlarını, Oyuncu/Yönetmen/Yazar Murat Mahmutyazcıoğlu 'nun "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" adlı oyunu ile açan ekip sağlam bir giriş yaparak biz de varız diyorlar... Daha önce "Fü" ve "Şekersiz" oyunlarını izleme fırsatı bulduğum ve merakla takip ettiğim son yılların yetenekli, genç oyuncu/yazarlarından Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin"e iyi bir oyun izleme beklentisiyle gittiğimi itiraf etmeliyim...  Oyun, bir aileden üç kuşak kadının, kendilerine, birbirlerine, İstanbul'a ve hayata dair anlattıkları üzerine... Üç kadının anlatacağı ne çok şey varmış bilseniz, şaşarsınız... Yaşanmış her olayın üç kadının gözünde de farklı anlamlar taşıdığı, söyledikleri, söyleyemedikler...

Küçümsemenin Dayanılmaz Hafifliği…

Neredeyse her oyunu beraber izlediğim tiyatro sevdalısı dostuma, gayri ihtiyari son zamanlarda art arda iyi oyunlara denk geliyor olmamız ne şans değil mi? diye sorduğumda "bence bu sezon iyi oyunlar sahneleniyor" cevabıyla düşündüm de evet. Genel anlamda her sezon için aynı şeyi (kendi adıma) söyleyemesem de bu sezon gerçekten güzel oyunlar var. Bu da tiyatronun çıtasının gittikçe yükseklere çıktığını gösteriyor, ne mutlu... Bu sefer bahsedeceğim oyun yeni bir ekip tarafından sahneleniyor. Oyuncu ve yönetmen Mark Levitas ile yazar, dramaturg Ceren Ercan 'ın 2015 'te kurdukları "Platform Tiyatro" ve sahneledikleri ilk oyun Ceren Ercan 'ın yazdığı, Mark Levitas 'ın yönettiği, Zuhal Gencer Erkaya, Kanbolat Görkem Arslan, Elif Ürse ve Sercan Gülbahar 'ın yer aldığı " Köpeklerin İsyan Günü" bu oyun aynı zamanda "Sau Luiz Teatro Municipal ile İstanbul Tiyatro Festivali" nin...

“Kozalar”a Sığınanlar...

I.  Kadın: Ne istiyorlar bizden canım? Ne kötülüğümüzü gördüler? Biz karışıyor muyuz etliye sütlüye? II. Kadın: İnsanlar birbirini yiyormuş! Yemesinler! Biz mi "Yiyin birbirinizi!" diyoruz. III. Kadın: Herkes "şöyle olmalıymış, böyle olmalıymış... Şu yanlışmış, bu yanlışmış" der durur. Dinlemeyiz bile. 1971 yılında Türk edebiyatının usta isimlerinden Adalet Ağaoğlu tarafından edebiyatımıza kazandırılmış absürd komedi oyunu "Kozalar" yukarıdaki üç kadın karakterin de söylediklerinden anlaşıldığı üzere kendi dünyaları dışında ne olduğunu umursamayan tek dertlerinin birbirlerine hava atıp, ev oturmaları düzenlemek olan sorumsuz ama gösterişe düşkün üç kadının üzerinden; hayattan kaçarken aslında kendilerini tutsaklaştıranlara eleştirel bir bakış getiriyor... Oyuncu Demet Evgar 'ın kurduğu "Pangar Tiyatro" nun "Kozalar" oyunu, dünyanın en büyük tiyatro festivallerinden biri olan...

Yıkıcı İhtirasın Simgesi; Macbeth!

Bu sezon "Ekip Tiyatrosu ve Tiyatro İstanbul" ortaklığında gerçekleşen iki oyunu kısa aralıklarla izleme fırsatı buldum. Oyunlardan biri geçenlerde yazdığım "Popüler Gerçek" diğeri ise Shakespeare 'in en bilinen ve en çok sahnelenen oyunlarından biri olan "Macbeth" 20. İstanbul Tiyatro Festivali 'nde prömiyer yapan, usta oyuncu Bülent Emin Yarar 'ın yönettiği oyunda; Simel Aksünger, Serkan Altıntaş, Aziz Caner İnan, Murat Kapu, İsmail Sağır, Ayşegül Uraz ve Cem Uslu yer alıyor. Oyunun konusundan biraz bahsetmek gerekirse; savaştan zaferle dönen komutanlar Macbeth ile Banquo ıssız bir fundalıkta esrarengiz bir şekilde cadılarla karşılaşır. Cadıların Macbeth'e sahip olmadığı unvanlar yakıştırarak sırayla Glamis Beyi, Cawdor Beyi ve geleceğin Kralı! diye selamlayarak kehanette bulunmaları onları ciddiye almayan Glamis Beyi Macbeth'in kısa bir süre sonra kahramanlığından dolayı Kral Duncan'ın kendisine Cawdor Beyi unvanını vermes...

Akciğer; Dünyanın Sonu...

Etrafı, beyaz kalın şeritle çerçevelenmiş ağaç rengi bir platform. İsimsiz bir adam ve bir kadın. Belli ki evli ya da sevgililer... Nerede olduklarını bilmiyoruz. Adam bir anda kadına "bir çocuk yapalım mı?" diye soruyor ve işte oyun şimdi başlıyor... Engin Hepileri 'nin kurduğu "Tiyatro.İN" bu sezon ödüllü yazar Duncan Macmillan 'ın yazdığı Mehmet Birkiye 'nin yönettiği, Nergiz Öztürk ile Engin Hepileri 'nin oynadığı "Akciğer" ile sezona merhaba dedi. 11 Ekim'de Moda Sahnesi'nde prömiyeri gerçekleşen oyun sezon boyunca seyirciyle buluşmaya devam edecek... Yazar, bu oyunu sahnelemek isteyenleri zorlu bir süreçten geçirmiş. Oyundaki çifte dair tek bilgi var. Kadın doktora yapan bir akademisyen adam ise müzisyen… Dekor yok. Aksesuar yok. Tamamen performansa dayalı bir oyunculuk var. Mekan ve zaman algısını seyirciye hissettirmek yine oyunculara düşüyor. Oyunun konusuna dönersek, başta söylediğim gibi her şey "bir çocuk yap...

Güneşin Sofrası'nda Ziyafet Var!

Son günlerde yaşadığımız olayların şaşkınlığını hâlâ üstümüzden atamamış ve her dakika öğrendiğimiz bilgilerle şaşkınlığımız artarken, sosyal medyada karşıma çıkan Emil Cioran'ın "İnsan bütün bildiklerine rağmen, bütün bildiklerine karşı her gün yeniden başlar." sözü birkaç gün önce izlediğim ve yazmayı düşündüğüm ama gündemi takip etmekten fırsat bulamadığım yazımı yazmak için uygun bir zaman diye düşündürdü... Sahnede izlemekten her zaman keyif aldığım ve sanat için çabasına saygı duyduğum sevgili Genco Erkal 'ın yeni oyunu "Güneşin Sofrasında Nazım ile Brecht" i zar zor yer bularak, izleme şansı bulduğum için keyifle gittim ve mekanın atmosferinde yine beklentilerimin üstünde bir performans izleyerek çıktım... Yaz akşamları çoğunlukla konser programlarına tanık oluruz, tek tük de olsa Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda sezon oyunları da oynanır ama yeni oyunla yaza giriş yapan pek tiyatro yoktur. Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu bu anlamda da farkın...

Bu Macbeth Bir Başka!

Tarih boyunca hırslarına yenik düşmüş hükümdarlar, yöneticiler, askerler, hizmetçiler... Her kesimden bir şekilde hırsına yenilip, hayatının hatasını yapanlar... Gerek tarih kitaplarından gerek ekranlardan gerek ise o kadar egzantrik olmasa da yaşadığımız çevreden tanık olduklarımız yanında, yaşanmış hikayeler dinlediğimiz de olmuştur... Hadi itiraf edin. Bazıları için aman o da amma safmış, hiç öyle yapılır mı? Ben olsam kesin böyle yapardım, diye söylendiğiniz de olmuştur... Özellikle söz konusu iktidarsa, göze alın(a)mayacak şey yok gibi algılamama neden olan çok şey gördüm ve duydum... Dolayısıyla hırs ve hırslı insanlar beni her zaman korkutmuştur. Tuttuğunu koparmak ve azim bunların dışında tabii ama hırstan gözü dönmüş insanlardan uzak durmak önceliklerim arasındadır diyebilirim. Tiyatro tarihinde, hırs üzerine yazılmış en iyi oyunlardan biri çoğunuzun izlemese de okumasa da bir şekilde hakkında bir şeyler duyduğu "Macbeth" tir. William Shakespeare 'in ...

Evren, İhtimaller ve Parçacıklar...

Ya sadece hayatlarımız değil de hepimiz birer parçacıktan ibaretsek? Uzay boşluğunda rastgele oraya buraya fırlatılmış küçük parçacıklardan biriysek? Yaşadığımız hayatta verdiğimiz kararların hiçbir önemi yoksa ve yaşanacak onlarca sonuçtan birini yaşıyorsak sadece... Peki, bizler birey olarak başka başka paralel evrenlerde, başka hayatlar yaşamaya devam ediyorsak... Böyle bir şey mümkün müdür sizce? Paralel evrenle ekranda tanışmam uzun yıllar önce izlediğim bilim kurgu dizisine denk düşer... Çok saçma görünse de bir o kadar da ilginç gelmişti bu düşünce bana... Kahramanlarımız bir ilişkiye başlamak üzeredir ve ikisi de birbirlerini tanıyormuş hissindedir, geçmişe dair konuştuklarında; bir dönem aynı mahallede oturdukları hatta aynı dönemlerde aynı okulun farklı bölümlerinde okudukları ve bunun gibi bir sürü tesadüfler ortaya çıkar... Paralel evrende birbirlerinden habersiz bir hayat sürdüklerini fark ederler... O dönemde gerçekten böyle bir şey olabilir mi diye düşündüğümü hatı...