Her sabah uyandığında, bugün başına ne geleceğini asla tahmin edemeyen bir varlık değil mi insan dediğin? Fikri bey için de tıpkı böyle bir gündü... Uyandığında, başına geleceklerden habersiz sıradan bir güne başladığına neredeyse emindi... Sabah kahvaltısının ardından asla aksatmadığı ilaçlarını içti. Bu sene kendisi dışında gelişen sebeplerden iki kere yenilemek zorunda kaldığı numaralı gözlüğünü özenle sildi ve taktı. Artık yaz yavaştan bayrağı sonbahara devrederken, tatlı esintili bir günde dışarıdaki işlerini halletmek için sakince evinden çıktı. Mahallede tanıdığı herkesle selamlaşıp, sohbet etti... Durakta sakin sayılabilecek bir metrobüse denk gelince, binmek için hamle yapma hatasında bulundu. Görünüşte her şey normaldi... Kader ağlarını örerken hep öyle olmaz mıydı? Metrobüse orta kapıdan bindiğinde, kocaman kulaklığıyla dünyayla bağlantısını koparmış, saçı başı dağılmış halde yerde oturan genç kız, dikkatini çekse de buna fazla takılmadan ilerledi ve ayakta tutunacak yer bul...
Söz uçar, yazı kalır!