Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kadın etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kökleşen Acılar

  "Neden, geçmek bilmeyen bir acıya sahibim?" diye sorduğunda, psikoloğu, "İyileşmek; dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya doğru gerçekleşir," demişti, oysa boşandıktan sonra, bunun geçmesi için her şeyi denemişti. Ayrıca bu ortak kararlarıydı, ortada öyle kaotik bir durum da yoktu. Kendini akarsuya bırakır gibi sosyal çevresinin genişliğine bırakmış; akşam yemekleri, partiler, flörtler, alışveriş çılgınlığı, sinema günleri hatta bir keresinde annesinin altın gününe bile katılmıştı ki bu büyük bir hataydı, kabul ediyordu. Neredeyse hiç yalnız kalmamış, taşındığından beri tam olarak yerleşmeye bile fırsat bulamamıştı. Anlamıyordu... Herkes onu iltifat yağmuruna tutuyor, harika göründüğünden, bu kadar çabuk toparlamasına hayranlık duyduklarından bahsediyorlardı. Ona göre toparlanacak bir şey yoktu ki, sadece hayatına devam ediyordu. Yakın arkadaşı Sibel pek böyle düşünmüyordu gerçi ve bunu birkaç kez söylemeye çalışmış ama o dalgaya alıp kızı susturmuştu. "...

Renkli Kuşlar Merdiveni

Ansızın tatlı bir meltem eserdi belki, gündüz vakti oturduğu kumsalda. Denize nazır uzatabilirdi ayaklarını, keyifle bir şezlongda. Kim bilir, kumdan kale yapmak için yarışırdı küçük çocuklarla. Belki de hayata karışırdı. O gün, o kapıdan çıkma şansı olsa... Çok istediği bölümü kazandığı gün, annesinin acı çığlıklarına yenilmişti sevinci. Söz verdi kendisine, öğretmen olduğunda; boyun eğmemeyi öğretecekti çocuklara. Okyanusu düşünürdü sık sık ve kocaman balıklarla yüzdüğünü... Belki de hayata karışırdı. O gün, o kapıdan çıkma şansı olsa... "Odandan sakın çıkma!" derdi annesi "Kapıyı kilitle ve benim çağırmamı bekle." O adam gittiğinde, annesinin sesini duymayı beklerdi yutkunarak, sessizce... Bedenindeki izleri saklamayı öğrenen annesi, ruhundaki yaraları saramazdı kolayca. Belki de hayata karışırdı. O gün, o kapıdan çıkma şansı olsa... Penceresinin kenarında beslediği kuşlara, hayallerini anlatırdı çoğunlukla. Hep uzaklara gidiyordu o hayallerde... Çok uzaklara... ...

Pazar, Kuşlar ve Nazım Hikmet

"Her sabah şu camı açmasan olmaz mı?" yorgana daha da sarılarak söyleniyor... "Olmazz!" diyorum neşeli neşeli... "Hem temiz hava girsin içeri, hem de kuş sesleri," "Başımı ağrıtıyor bu kuş sürüsü... Hep sen alıştırdın bunları!" Homurdanıyor... Kuş seslerinden rahatsız olan kaç kişi var acaba şu hayatta? Büyütmüyorum. "Peki hayatım..." Camı kapatıp salona geçiyor ve beyefendiyi odada yalnız bırakıyorum. Negatif enerjisini bana bulaştırsın istemiyorum. Bugün ekinoks günü, bahar geliyor. İçim kıpır kıpır. Kimsenin bunu bozmasına izin vermeye niyetim yok! Kararlıyım.  Bizim ufaklık salonda çizgi film izliyor. Abisi eline mısır patlağı vermiş, normalde kızarım ama pazar günleri geç kalkıyoruz diye serbest bıraktım. Bir günden bir şey olmaz... Büyük oğlan kafasını bilgisayara gömmüş, kesin oyun oynuyor. Ona da pazar günü özgürlüğü verdim, hiç ses çıkarmıyorum... Sessizce yanlarından süzülüp mutfağa geçiyor ve dünden kalan ekmekleri ufalıyorum...

Umut Edenler Durağı...

"Vefa'dan geçer mi?" diye sordu, tıkış tıkış minibüse binerken, "Geçer abla," dedi genç şoför. Bir eliyle tutunacak yer buldu, diğer elini de daha önceden ayarladığı parayı cebinden çıkarmak için uzattı. Eldivenle parayı çıkarmak düşündüğünden daha zor oldu ama başardı ve şoföre uzatması için yanındaki kadına rica etti... Nasıl sorsam acaba? diye düşünürken, önündeki kadınların konuşması dikkatini çekti. Anladığı kadarıyla herkes oraya gidiyordu. Bir ben duymadım herhalde bu zamana kadar baksana kar kış demeden millet yollara dökülmüş. "Neyse, kimseye sormama gerek kalmadı, şu kadınları takip etsem yeter," diye sevindi. Minibüs tıka basa kadınlarla doluydu... Sanki kırk yıllık dost gibi aynı şeyleri konuşuyorlardı "Bildiğin gibi değil, herkesin ne duaları kabul oldu! Çok kerametli, çok!" Allah Allah dedi bu kadar insan bilip gidiyorsa vardır bir hikmeti... "Şu meşhur gazeteci var yaa... O bile burada ettiği dualarla hamile kalmış," ...

Pamuk Yağmuru...

Sanki kendi omzuna dokunup desteklermiş gibi, "Aldırma Gönül" dedi. " Bırak! Kırıp döksünler. Sen onlar gibi olma..."  Az önce tıka basa dolu otobüsten zar zor inerken, elindeki çantaya bakıp kıkırdayan kadınları düşündü. Onlar ne bilecekti ki? O çanta annesinden kalan tek hatıraydı. Kendi elleriyle dokumuştu anneciği... Eskiyip dökülünce elinden geldiğince yamamıştı ama o annesi kadar becerikli değildi işte... "Olsun. O eski püskü haliyle bile onu hatırlatan 'tek ve en kıymetli' şey. İstedikleri kadar dalga geçsinler önemli değil," dedi ama kalbinde hissettiği sızıya engel olamadı. Ansızın bastıran kar yağışıyla biraz telaşa kapıldı, adımları hızlandı. Kocaman pamuk parçalarına benzeyen kar taneleri üzerine düşerken, yüzünü gökyüzüne kaldırıp yumuşacık dokunuşlarını hissetti... Huzur veren bu hisse kendisini öyle kaptırdı ki az önceki sızıyı bile unuttu. Üzerini hızla kaplayan pamuk taneleri altında eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Bira...

Filler ve Kadınlar Asla Unutmaz!

Farklılıkların buluştuğu bir bina ve bu binada küçük karşılaşmalar dışında birbirinden habersiz üç kadın... Üçünün de derdi başından aşkın...Hayatları, beklentileri, yıkıntıları, umutları, yaşantıları, birbirinden tamamen farklı... Beyaz atlı prensini bekleyen ve bu yolda yanlış ilişkiler yaşayan bir kadın... 12 yıllık uzun ilişkisi boyunca evleneceği adama hayatını adayan ama düğüne birkaç gün kala terk edilen bir başka kadın... Orta yaşlarında hayatı boyunca feminist ve  aktivist olarak yaşamış, hiç sevilmemiş, erkeklerden hep hoyratlık görmüş , çocuk doğurmak için bir senesi kaldığını öğrenip bu şansı değerlendirmek için çabalayan başka bir kadın...  Ve bu üç kadının, hayatla, erkeklerle, anneleriyle, hayalleri, duygularıyla başa çıkma yolunda yaşadıkları... Yunus Emre Gümüş 'ün yazdığı, Özen Yula 'nın yönettiği Vahide Perçin, Yasemin Conka ve Açelya Topaloğlu 'nun rol aldığı "Kadınlar, Filler ve Saireler" komşu oldukları halde birbirine yabancı üç ...