Ana içeriğe atla

Kayıtlar

baba etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kelebek Uçuşu

  7 Haziran 1983 Sevgili günlük, içimde kelebekler uçuşuyor. Sevdiğin insanla yuva kurduğunda böyle oluyormuş demek… Evimizde ikinci günümüz. Düğün harika geçti, onu bir ara anlatırım. Bugün Çanakkale'deki yazlıklarına gidiyoruz. Sadece ikimiz. Rüyada gibiyim. Çanta hazırlamaya gidiyorum, görüşürüz. Gözleri dolmuş, kalbi özlemle çarparak, ilk sayfasını bile okumayı tamamlayamadığı günlüğü, ayağının yanına bıraktığı kol çantasının içine yerleştiriyor. Babası bu defteri verirken, "Annenin evlendiğimizde tutmaya başladığı günlüğü buldum," demişti son ziyaretlerinde, "Benim itlik yaptığım zamanlardı. Annen ve sen beni değiştirdiniz. Okurken bunu unutma lütfen," diye eklemişti gözlerini kaçırarak. "Deniz göründüüü!" diye arka koltukta sevinç çığlıkları atan çocuklarının heyecanı, onu kendi çocukluğunun yazlarına götürüyor. Ailece geldikleri yaz tatillerinde, dönüş yaklaşınca gitmemek için yaptığı huysuzlukları anımsıyor. Annesinin yokluğu bir kez daha kalbi...

Babamın Hırkası

Meltem, ustaca bir hareketle kahve tepsisini tek eliyle tutarken, diğer eliyle mutfak kapısını kapatıyor. Yürüyüşündeki sakinlik, evin her köşesine yayılarak bana doğru geliyor. Kısa bir an yüzündeki anlayışlı tebessümün içimi ferahlatmasına izin veriyorum. Elindeki tepsiyi benim uzandığım koltuğun yanındaki sehpaya bırakıyor. Sehpayı bana biraz daha yaklaştırıp kendi fincanını alarak, karşımdaki tek kişilik koltuğa oturuyor.  Gözüm, Meltem'in eve girer girmez açtığı balkondan gelen esintiyle hareket eden tüle takılıyor. Açık gri tül, havalanıyor. Havalanıyor. Sönüyor... Dışarıdan gelen kuş sesleri sanki baharı müjdeliyor ama onları duymazdan geliyorum. Uzun zaman karanlıkta kalmış da ışıkla ilk kez karşılaşmanın verdiği o kör edici his gibi, balkondan gelen temiz hava ciğerlerimi zorluyor. Televizyon ünitesinin üzerindeki toz tabakasına hızlı bir bakış atıp, onun önündeki şövaleye ve büyük ihtimalle yarım kalan resimler arasına girecek olan gün batımı tablosuna bakıyorum. Sadece b...

Davetsiz Misafir

Üzerinde, "Tarım Sözlüğü" yazan kitabı, mutfaktaki anneme gösterip "Babam tarımcılığa mı başladı?" diyorum gülerek. Pencereden bahçeye endişeli bir bakış atıp, "Ah! Sorma. Baban delirdi," diyor başını sallayarak, "İki haftadır böyle... Gece, gündüz bahçede..." "Ne var ki bahçede?" diye meraklanarak kapıya gidiyorum ve donup kalıyorum. Babam, bir şeyler ekeriz diye ayırdıkları toprak alanda sandalyesine oturmuş, elindeki sopayı tarumar olmuş topraktaki deliklere gelişi güzel batırıyor ve "Geç de göreyim bu çimenlere!" diye söyleniyor. Annemin, "Gördün mü?" demesiyle kendime geliyorum ve elimdeki sözlüğü masaya bırakarak, kapının önündeki terliği giyip, onun yanına gidiyorum. Babam geldiğimi fark etmiyor bile, sarılıp öpüyorum. Ortamın tuhaflığına inat normal şeylerden konuşuyoruz. "Yolculuk nasıl geçti?" diye soruyor. Ben de anlatırken her zaman yaptığım gibi onun gözlüğünü alıp bluzumun eteğiyle siliyorum v...

Tamiri Olmayan Şeyler

Dönüp durduğu yataktan uzanıp, yatmadan önce komodinin üzerine bıraktığı bardaktaki suyundan birkaç yudum içiyor. Geçen seferki gibi bardağı devirmemek için dikkatlice yerine koyuyor. Bu saatte kalkıp temizleyecek hiç hali yok doğrusu...  "Anlaşıldı. Bu gece uyku yok!.."  s aatin kaç olduğunu öğrenmek için telefonuna bakıyor, ekran ışığı gözünü alınca hemen kısıyor. Saat daha iki diye söyleniyor... "Offf... Uyusana!" Oyalanmak için sosyal medyaya bakıyor. Gitarıyla şarkılar söyleyen dalgalı saçlı, temiz yüzlü genç bir çocuğun 'Zalim' şarkısının nakaratını söylediği çok kısa bir ana denk geliyor. Tüylerini diken diken eden bu güzel sese hayran olup, şarkının tamamını söylediği versiyonunu buluyor. Kulaklığını takıyor. "Gece gece komşuları rahatsız etmeyelim, normal insanlar bu saatte uyuyorlar," diye düşünüyor...  Sırt üstü uzanıp tavana bakarken, kulaklığından yayılan bu duru sesle birlikte bedeninden çok uzaklara gittiğini hissediyor... Hem yarın ...