Ana içeriğe atla

Kayıtlar

blogger etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yıkıntıların Üstünde Kalanlar...

  "Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep böyle sürecek gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağan olur." Yerle bir olmuş binalardan birinin yıkıntısına bakıp, içlenerek tekrarlıyor bu sözü... Buraya geleli yedi gün olmasına rağmen hala şoku üzerimden atamadım. Verilen görevlendirme doğrultusunda yardım etmeye çalışıyorum. Bu şehre daha iki sene önce bir turla gelmiştim. Sonbahardı. Hava tatlı bir ılıklıktaydı. Habib-i Neccar Camii'ni ziyaret edip, meşhur çarşısında künefe yediğimizi, keyifle gezdiğimiz mekanları ve gördüğüm en iyi müzelerden biri olduğunu düşündüğüm Hatay Arkeoloji Müzesi'ni hayranlıkla gezdiğimi dün gibi hatırlıyorum... Dün gibi hatırladığım şehir artık burası değil! O şehir gerçekten var mıydı? Buna inanmakta zorluk çekiyorum. Bir film stüdyosunda dünyanın sonuna doğru yürüyor gibiyim... Hava buz gibi! İnsanlar ev kıyafetleriyle sokakta, evlerinin yıkıntısından ayrılmadan yardım bekliyorlar...  ...

Pamuk Hanım'ın Hazinesi

En kıymetli hazinesi kucağında, sevgiyle ve ilk kez görüyormuş gibi bir ilgiyle tek tek bakıyor fotoğraflara... Hani şu bütün ailenin; söz, nişan, düğün fotoğraflarının büyütülmüş haliyle konulduğu eski tip, büyük albümler var ya işte ondan... Kendimi bildim bileli var bu albüm ve tek başına ellemek hep yasaktı. İlla anneannem de yanımızda olacak... Gizlice bakıp yerine koyarsak hemen fark eder bir güzel azarı yerdik. Onun karşısındaki ikili koltukta ayaklarımı uzatmış, daha ben doğmadan önce tığla ördüğü rengarenk kareli battaniyeyi üzerime çekmiş, telefona bakıyormuş gibi yapıp onu seyrediyorum. Bunu hep yaparım. Arada fark eder, "Yine beni mi izliyorsun bakayım sen?" der ve ben her seferinde inkar ederim. İnandığını hiç sanmıyorum ama o da gülümseyip, inanmış gibi yapıp işine döner. O benim kıymetlim. Çocukluğumun kurtarıcısı... Okulun bitip, tatilin başlamasını iple çektiğim, beni her gördüğünde o şefkatli sarılmasıyla huzur bulduğum Pamuk hanım... "Senin adını niye ...

Fikri Bey'in Gözlüğü

Her sabah uyandığında, bugün başına ne geleceğini asla tahmin edemeyen bir varlık değil mi insan dediğin? Fikri bey için de tıpkı böyle bir gündü... Uyandığında, başına geleceklerden habersiz sıradan bir güne başladığına neredeyse emindi... Sabah kahvaltısının ardından asla aksatmadığı ilaçlarını içti. Bu sene kendisi dışında gelişen sebeplerden iki kere yenilemek zorunda kaldığı numaralı gözlüğünü özenle sildi ve taktı. Artık yaz yavaştan bayrağı sonbahara devrederken, tatlı esintili bir günde dışarıdaki işlerini halletmek için sakince evinden çıktı. Mahallede tanıdığı herkesle selamlaşıp, sohbet etti... Durakta sakin sayılabilecek bir metrobüse denk gelince, binmek için hamle yapma hatasında bulundu. Görünüşte her şey normaldi... Kader ağlarını örerken hep öyle olmaz mıydı? Metrobüse orta kapıdan bindiğinde, kocaman kulaklığıyla dünyayla bağlantısını koparmış, saçı başı dağılmış halde yerde oturan genç kız, dikkatini çekse de buna fazla takılmadan ilerledi ve ayakta tutunacak yer bul...

Kanguru Satışımız Mevcuttur

-Abla merhaba, sabah sabah rahatsız ettim ama Metin abi saat 10.00'da gelsin demiş. Hava da bayağı soğuk ama istersen dışarıda beklerim sıkıntı yok yani... -İçeri buyurun, Metin bey salonda sizi bekliyor. -Şu çantamı da alayım, aman haa! Çok kıymetli bu çanta. -Günaydınlar Metin abim, ben Osman. Hamdi abi konuşmuş sizinle... Eviniz de çok güzel maşallah, bahçe de ideal ölçülerde... -Anlat bakalım ne getirdin bize? -Abim bak, elimde bir ürün var. Çocukların da sen de bayılacaksınız, garanti... Bahçeniz ideal ölçülerde onu da söyliyim... -Göster bakalım neymiş bu ürün? -Bu çantanın içinde bir hazine gizli Metin abi, dur! Hemen açıyorum... Ta taamm! İşte sizi Çitayla tanıştırayım. -Nee! Bu kanguru da nereden çıktı. Kaçakçı mısın yoksa sen? -Yok Metin abim ne kaçakçısı! Yerin kulağı var deme öyle gözünü seveyim... -Bu yavru kanguruyu nereden buldun peki? -Avustralya'da bir kuzenim var, Rıza. Bizim burada kediler nasılsa, orada da bunlar öyleymiş abi... Her yerde sürüsüne bereketmiş...

Güle Güle Leyla...

Kahve kavanozunun kapağını açtı ve burnuna yaklaştırarak kokuyu içine çekti. Gözleri kapalı başka diyarlara gidip geldi. Yine mest oldu... Her seferinde nasıl bu kadar etkilendiğine anlam veremeyerek gülümsedi. Özenle seçtiği fincanları tepsiye dizdi, bardaklara su doldurdu. Bitter çikolatasız olmazdı. Çekmeceden çikolata paketini çıkardı. Bugün makinede değil onun sevdiği gibi bakır cezvede pişirecekti kahveyi... Etrafına göz gezdirdi her şey hazırdı. Saatine baktı, on bir olmuş, "Az sonra gelir," dedi yüksek sesle. Kahve saatini önemser, sevdiği diğer ritüeller gibi. Normalde o perşembeleri gelirdi, bu sefer cuma gel diye ısrar etmişti. "Akşam kalırsın, hem çocuklar da seni özledi," her zamanki gibi kırmadı, peki dedi... Çocukluğunun kahramanıydı Leyla, kimseyle konuşamadıklarını dinleyendi. Bilirdi ki ondan sır çıkmaz. Cesaretine, azmine, istediği şeyler için girdiği mücadelelere hayrandı. Annesinin kuzeniydi ve onunla onunla yaşıttı ama hep kendi arkadaşı gibi g...

Kimin Umurunda?

  "Bugün nasılsın?" diye soruyor projede beraber çalıştığı arkadaşı 'sanki çok umurunda' diye içinden somurturken kendisini yapay bir gülümsemeye teslim ederek, "İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?" diye karşılık veriyor ve arkadaşı konuşmaya başlamadan kulaklığını takıp, bilgisayarın ekranına dönüyor. Cevabını umursamıyor, o da anlamış olmalı ki sessizce masasına dönüyor... Öğlene kadar bir iki telefon görüşmesi yapıyor. Bir toplantıya katılıyor, maillerine cevap veriyor. Yemek için sözleştiği arkadaşıyla dışarı çıkıyor. Proje arkadaşının varlığını çoktan unutmuş, işe dalınca genelde dünyadan kopar. Bir ara başını kaldırıp ondan tarafa bakıyor, sessizce çalışıyor... Genelde laf atar, sohbet etmeye çalışır. Bugün oldukça sessiz... "Neyse böylesi daha iyi, muhabbet havasında değilim zaten" diye düşünüyor... Arada sadece işle ilgili bir iki mail atıyor, o da kısaca cevaplıyor. Mesai bitiminde "İyi akşamlar," diyerek, hızlıca ofisten çıkı...

Durmanın Keşfi

  Dur biraz... Dur ki, dinlen... Dinlen ki, gör şimdiye kadar göremediklerini... Gör ki, hisset. Hisset ki, duy! Uzaklarda bir yer var deme. İçerideki yerleri keşfet önce... İnstagram adreslerim:  storybysevil / 1sevilozdemir Kasım/2023/İstanbul Sevil Özdemir

Varlığın Kabulü

  Ömründe biriken tortuları ne yapacağını bilemediği zamanlardan geçeli çok oldu.  Geriye dönüp  dönüp bakmaların, yaraya tuz basmaktan başka işe yaramadığını da epey önce öğrendi... Olur. Dedi  sonra, hayat bu... Ne zaman ki fazlalıklardan arındı, akışta olmanın hafiflettiğini anladı.  İşte o  zaman; yaşadığı her şeyin onu buraya getirdiğini idrak ederek, kendi varlığını minnetle kabul etti. Not: Fotoğraf şahsıma aittir. İnstagram adreslerim: storybysevil / 1sevilozdemir Ocak/2023/İstanbul Sevil Özdemir

Renkli Bir Sessizlik

  Bazı aileler renkli ama çok sessiz. İç seslerinde hayatın izleri var. Her biri kendisinden açılıyor dünyaya... Bir dinleyenleri olsa, kim bilir söylemek istedikleri ne çok şey var... Not: Fotoğraf şahsıma aittir.  İnstagram adreslerim: storybysevil / 1sevilozdemir Sevil Özdemir Kasım/2022/İstanbul

Ağaçlar, Kuşlar, Bir De Sonbahar...

  Buraya her geldiğinde yaptığı gibi önce kuşlara yem veriyor, sonra da yürüyüşünü tamamlayıp dinlenmek için boş bulduğu bir banka oturuyor... Tüm park, sakince bir kabullenişle sonbaharı yaşıyor... "Ağaçlar depresyon yaşasaydı, bu kesin sonbaharda olurdu," diye düşünüyor. Öyle mi olurdu? Bilmiyor... Uyandığından beri hissettiği sıkıntıdan kurtulmak için yürüyüşe çıkmış, her yürüyüşte yaptığı gibi kuşlar için de yanına bir şeyler alıp, keyifle etrafında toplanmalarını seyretmişti. Ruhuna iyi geliyordu onları beslemek. "Birine iyilik yapmak, karşımızdakinden çok, bize iyi gelir," demişti sevdiği bir yazar. Gerçekten de öyle hissediyor...  Y aşlı bir amcanın getirdiği yemi kuşlarla konuşarak, sevgiyle paylaşırken nasıl mutlu olduğunu seyrediyor. Güvercinler, kim yem verirse o tarafa doğru topluca süzülerek uçuyor... Ahh! Bir de çocuklar tarafından kovalanıp durmasalar. "Kuşların depresyon sebebi çocuklar olabilir," diye düşünüyor, koşarak aralarına dalıp hep...

Kapanmayan Yaraların Şehri; Saraybosna...

  Sardığı yaraları kalbinde, yaraların izlerini ise binaların duvarlarında saklayan mağrur kent; Saraybosna (Sarajevo) 90'lı yılların başlarıydı. Çocuktum ama çocukken gördüğüm ve unutamadığım şeylerden birisiydi Saraybosna kuşatması... Modern savaş (!) tarihinin en uzun süren kuşatması olarak tarihe geçen bu olay, her savaş ve benzeri şeyler gibi insanlık tarihinde korkunç izler bıraktı... Avrupa'nın tam ortasında işlenen büyük suç!   Bir başkentte yaşadığınızı düşünün. Kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk toplam 500 bin kadar insanla birlikte hapsedildiğinizi ve dışarıyla ilişkinizin kesildiğini... Her gün sevdiğiniz insanları kaybettiğinizi, acıları kalbinize gömerken yaşamaya devam ettiğinizi ve her an ölümle burun buruna yaşadığınızı... Yollarda yürümeyi unutup koşmaya alıştığınız, ömrünüzden dört yıla yakın bir süreyi hayatta kalabilmek adına böyle geçirdiğinizi düşünün...  Siz bunları yaşarken, dünyadaki diğer insanlardan bazılarının sizi ve yaşananları sadece ekran...

Eylül'e Güzelleme

"Eylül bir ay değil, bir aylık ayrı bir mevsim," demiş ya şair, işte tam da öyle diye düşünüyor... En güzel yaz havası hep Eylül'e denk gelir... Bütün bir yazın kirinden pasından arınmış, pırıl pırıl ve sakince kafa dinliyor gibidir bütün sahiller... Karşı adaların evlerinin bile net görüldüğü bu güzel eylül akşamüstünde denizin bütün yaz gizlediği sakinliğini hayranlıkla seyrediyor...  Sessizliğin tadını çıkarmak ve bir şeyler yazmak için geldiği balkonda, manzaraya karşı oturmuş, elinde kalem ve not defteriyle karşı adaların evlerini seçmeye çalışıyor. Kendi haline gülümsüyor...  Denizin ortasındaki bir kaç ada ve adaların kıyı kesimlerindeki evlerin resmedildiği hani şu seyredene huzur veren o yağlı boya tablolardan birinin içinde gibi hissediyor. "Bir farkla," diyor, "Uzaktan gelen köpek havlaması ve martıların sesi duyulmuyor o tablolarda..."  Gökyüzü ise ayrı bir konu başlığını hak ediyor. Bugünkü manzara tek bir tabloya sığmıyor... Kızıla çalan ...

İpsala'dan Corfu'ya; Yunanistan'da Bir Turist

Size (biraz gecikmiş) kısa bir tatil hikayesi anlatmaya geldim... Hazırlık süreci stresli, kendisi yoğun ve aksiyonlu, oldukça kalabalık, yaşarken biraz yorucu ama anlatırken tatlı ve keyifli bir hikaye...  Geçtiğimiz yaz, arkadaşlarımla önceden karar verdiğimiz tatil programımızın vize işlemlerine başladığımız tarihler tam da Yunanistan ve Türkiye arasındaki ufak ufak gerilimin tırmandığı bir döneme denk geldi. Medyada her gün karşılıklı açıklamalarla geçen, çokça stresli birkaç günün sonunda sorunsuz vize onayıyla rahatlayan ekibimiz son düzenlemeleri de yapıp uzun bir yolculuğa (gerçekten uzun) çıkmaya oldukça hevesli ve hazırdı... Hedefimiz Corfu! Biz İstanbul 'dan 4 arkadaş ve bir minik insan Uygarımız ile arabayla bir gün önceden, 2 arkadaşımız da oraya varacağımız günün sabahında Londra 'dan uçakla geçip  Corfu 'da buluşmak için yola çıkıyoruz. Yunanistan 'ın kuzeybatısındaki  İyon denizinde yer alan bu güzel adaya ulaşmak o kadar da kolay değil... Biz de p...

Casa Botter; Bir "Zamanda Yolculuk" Hikayesi...

  Tarihi yerleri hep sevdim...  Tatillerde ' antik kent' leri görmeden döndüğüm çok nadirdir. Yazın kavurucu sıcağında yanımdakileri de sürükleyerek tarihi kalıntıları gezmişliğim çoktur...  Bizden asırlar önce orada olan insanların yaşadığı yerlere dokunmak, onların geçtiği yollarda yürümek 'zamanda yolculuk yapmak' gibi gelmiştir hep... Son zamanlarda aynı hisleri, yanından defalarca geçtiğim ve sadece dışarıdan görebildiğim binaları gezerek yaşıyorum.  "İstanbul'da Bir Turist" yazımda  buradan ulaşabilirsiniz  İstanbul'u keşfetme hikayemden bahsetmiştim. Bu keşif gezilerine "İBB Miras" sayesinde tarihi binalar da eklendi...  İBB ; restorasyon çalışmaları başlattığı tarihi binalar, surlar vb. yerler için, şantiye sürerken görmek isteyenlere uzman rehberler eşliğinde keşfetme imkanı sunuyor.  Bu ilginç deneyim, tarihi yerleri gezmeyi sevenlere bambaşka keyifli bir pencere açıyor...  İkaz yelekleri ve başınızda baretlerle güvenli alan içi...