Ana içeriğe atla

Kayıtlar

zamansayar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kapanmayan Yaraların Şehri; Saraybosna...

  Sardığı yaraları kalbinde, yaraların izlerini ise binaların duvarlarında saklayan mağrur kent; Saraybosna (Sarajevo) 90'lı yılların başlarıydı. Çocuktum ama çocukken gördüğüm ve unutamadığım şeylerden birisiydi Saraybosna kuşatması... Modern savaş (!) tarihinin en uzun süren kuşatması olarak tarihe geçen bu olay, her savaş ve benzeri şeyler gibi insanlık tarihinde korkunç izler bıraktı... Avrupa'nın tam ortasında işlenen büyük suç!   Bir başkentte yaşadığınızı düşünün. Kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk toplam 500 bin kadar insanla birlikte hapsedildiğinizi ve dışarıyla ilişkinizin kesildiğini... Her gün sevdiğiniz insanları kaybettiğinizi, acıları kalbinize gömerken yaşamaya devam ettiğinizi ve her an ölümle burun buruna yaşadığınızı... Yollarda yürümeyi unutup koşmaya alıştığınız, ömrünüzden dört yıla yakın bir süreyi hayatta kalabilmek adına böyle geçirdiğinizi düşünün...  Siz bunları yaşarken, dünyadaki diğer insanlardan bazılarının sizi ve yaşananları sadece ekran...

Pazar, Kuşlar ve Nazım Hikmet

"Her sabah şu camı açmasan olmaz mı?" yorgana daha da sarılarak söyleniyor... "Olmazz!" diyorum neşeli neşeli... "Hem temiz hava girsin içeri, hem de kuş sesleri," "Başımı ağrıtıyor bu kuş sürüsü... Hep sen alıştırdın bunları!" Homurdanıyor... Kuş seslerinden rahatsız olan kaç kişi var acaba şu hayatta? Büyütmüyorum. "Peki hayatım..." Camı kapatıp salona geçiyor ve beyefendiyi odada yalnız bırakıyorum. Negatif enerjisini bana bulaştırsın istemiyorum. Bugün ekinoks günü, bahar geliyor. İçim kıpır kıpır. Kimsenin bunu bozmasına izin vermeye niyetim yok! Kararlıyım.  Bizim ufaklık salonda çizgi film izliyor. Abisi eline mısır patlağı vermiş, normalde kızarım ama pazar günleri geç kalkıyoruz diye serbest bıraktım. Bir günden bir şey olmaz... Büyük oğlan kafasını bilgisayara gömmüş, kesin oyun oynuyor. Ona da pazar günü özgürlüğü verdim, hiç ses çıkarmıyorum... Sessizce yanlarından süzülüp mutfağa geçiyor ve dünden kalan ekmekleri ufalıyorum...

Pamuk Yağmuru...

Sanki kendi omzuna dokunup desteklermiş gibi, "Aldırma Gönül" dedi. " Bırak! Kırıp döksünler. Sen onlar gibi olma..."  Az önce tıka basa dolu otobüsten zar zor inerken, elindeki çantaya bakıp kıkırdayan kadınları düşündü. Onlar ne bilecekti ki? O çanta annesinden kalan tek hatıraydı. Kendi elleriyle dokumuştu anneciği... Eskiyip dökülünce elinden geldiğince yamamıştı ama o annesi kadar becerikli değildi işte... "Olsun. O eski püskü haliyle bile onu hatırlatan 'tek ve en kıymetli' şey. İstedikleri kadar dalga geçsinler önemli değil," dedi ama kalbinde hissettiği sızıya engel olamadı. Ansızın bastıran kar yağışıyla biraz telaşa kapıldı, adımları hızlandı. Kocaman pamuk parçalarına benzeyen kar taneleri üzerine düşerken, yüzünü gökyüzüne kaldırıp yumuşacık dokunuşlarını hissetti... Huzur veren bu hisse kendisini öyle kaptırdı ki az önceki sızıyı bile unuttu. Üzerini hızla kaplayan pamuk taneleri altında eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Bira...

Bazıları Maske Sever...

"Avrupa Yakasında"ki Şahika gibi,"Tane tane anlat bee adamm," diye bağırıyorum!  Sesim ise dışarıya en tatlı halimle, "Tekrar alabilir miyiz?" Yanlış bir şey yapmak istemem diye çıkıyor. Kendimi tebrik ediyorum, çok iyi oynuyorum. Adam, motora takmış gibi odanın içinde dolanıp, tükürükler saçarak anlatmaya devam ediyor... Umarım bir gün 'hayatı boyunca söylediği sözleri ilk seferde kimsenin anlamadığını, sadece anlamış gibi yaptığı yalandan bir hayatı olduğunu öğrenince büyük bir travma yaşamaz' diye düşünüyorum. Amann bananee... B enim daha önemli bir sorunum var. Maske yasağı tamamen kalkınca ne yapacağım?  İyi bir bahane bul! Diye not alıyorum. "Söyleyeceklerim bu kadar," diyor. Orayı yakalıyorum ve iyi günler dileyip, odadan hızlıca çıkıyorum. Not defterimi ve kalemimi masaya bırakıp, 'yarını yarın düşünürüz' felsefesinin bana verdiği yetkiye dayanarak, canım maskemi minnetle selamlıyor, nazikçe çöp kutusunun karanlık sularına...

Üçü Bir Arada; Rodos, Sakız, Girit

Yunan adalarını çok severim ve kim sevmez ki? diye de düşünürüm... Ama yine de sadece onları sevdiğimi düşünmenizi istemem. Genel anlamda bütün adaları severim… Hatta umarım bir gün en sevdiğim adayı bulup orada bir süre yaşama şansına erişirim. Saymakla bitmeyecek adalarından bazılarını bu yaz keşfetme imkanı bulduğum Yunanistan'ın kapanış seyahati Girit 'e nasip oldu. Ama ben size Girit'ten önce biraz Rodos ve Chios (Sakız) adalarından bahsetmek istiyorum… Rodos 'a geçen bayram (Temmuz) Marmaris 'ten kalkan feribotlarla geçiş yaptık. Her bayram ve her yerde olduğu gibi yoğunluk çok fazlaydı... Biz daha gitmeden internetten araba kiraladığımız için sorun yaşamadan dolaşabildik. Büyük bir ada olduğunu düşünürsek araba kiralamak avantaj olabilir ama adayı dolaşırken çok fazla ATV , motor ve bisikletle dolaşan insanlara da rastladık. Bu çeşit bir keşif de yapılabilir… Rodos'a indiğimiz anda ve sonraki birkaç gün boyunca en net hatırladığım "deni...

Saraybosna (Sarajevo) Gezisi, İzlenimlerim...

Modern Savaş Tarihi 'nin en uzun kuşatmasına sahne olan Saraybosna (Sarajevo) hafızamda acıların şehri olarak yer etmiş... Çocukluğumdan kalma bir aşinalığım var acılarına...  Gelelim gezimizin ayrıntılarına... Yeğenim Gülçin ile çok önceden planladığımız bir geziydi Saraybosna ve Mostar seyahati. Nisan ayında güzel olacağını düşündük ama gitmeyi düşünenleriniz varsa bence Mayıs 'ta çok daha güzel olabilir... İlk gün değil ama ikinci gün soğuk ve yağmura yakalandık... Gerçi hava koşulları bizim gibi her köşesini karış karış gezmeye niyetlenmiş iki kafadarı yıldıramadı o ayrı... Saraybosna'da Türk vatandaşlarına vize uygulaması yok ama siz yine de yanınızda dönüş biletinizi bulundurun. Bize sormadılar ancak sorduklarında ülkeden ne zaman çıkış yapacağınızı ibraz edemezseniz ülkeye girmenize izin vermiyorlarmış aklınızda olsun!  Uçaktan indiğimizde İstanbul'dan farklı bir havayla karşılaşmadık. Bulutlu ama ılıman bir havaydı ki fotoğraf çekmeyi seven biri olarak ...