Yaklaşık bir hafta askıda bekledikten sonra düzgünce katlanıp çok katlı bir dolabın üst rafına yerleştirildim. İyi de oldu bir bakıma, dışarıdan soğuk, içeriden gürültü geliyordu. Gerçi yanıma gelenlerle iki sohbet etme imkânım da oluyordu ama ilerleyen saatlerde hepsi sahiplerine teslim ediliyordu neticede. Birkaç gün üst üste gelenler de oluyordu. Bazen yan yana asılıyorduk, bazen de aramıza başkaları giriyordu... Çoğu sahibinden memnundu. Bazılarıysa hor kullanıldıkları için kısa ömürlü olacaklarını düşünüp söylenirdi. Benim hikâyemi sorduklarında sahibimi fazla tanımadığımı anlatıyordum onlara. Daha on gün önce tanışmıştım kendisiyle. Evi biraz dağınık, geç saatlere kadar buralarda takılan, gündüz de fazlaca uyuyan genç bir adamdı. Motor kullanırdı. Bir de telefonda konuştuğu bir kadına, “Tamam anne, merak etme. Fazla içmiyorum. İlk fırsatta ziyarete geleceğim,” dediğini duymuştum. Biraz da unutkan birine benziyordu. Daha ilk gün beni arkadaşında unutmuştu. O yüzden birkaç gü...
Söz uçar, yazı kalır!