Ana içeriğe atla

Özlem Taşıyan Mektup

 

Sevgili Alice,

Son mektubunda geç cevap veriyorum diye sitem etmişsin. Çok haklısın. Ama inan bana, bebek olduktan sonra hayatım tamamen değişti. Senin minik yeğenin biraz nazlı bir kız; çok ağlıyor, özellikle geceleri... İlk günlerde çok endişeliydim ama doktor, bunun gayet normal olduğunu söyledi. Sürekli kucakta olmak istiyor. Bütün gece evin içinde dolanıp duruyoruz.

James yardımcı olmasa bunun üstesinden gelemezdim. O kadar yorgun oluyorum ki, o uyuduğunda ben de yorgunluktan hemen uyuyakalıyorum. Senin de bebeğin olduğunda beni daha iyi anlayacağına eminim, küçük kardeşim. Neyse ki birkaç gündür sakinleşmeye başladı, Tanrı’ya şükür. Minik prenses uyurken ben de fırsat bulup sana yazıyorum.

Alice, Emily’yi bir görsen... Öyle güzel ve tatlı ki... Eminim gördüğünde onu çok seveceksin. Kafasında ince sarı tüyler var; belli ki saçları benimki gibi sarı olacak. Çok açık tenli, yumuşacık bir cildi var. Minik tombul parmaklarıyla elimi sıkı sıkı tutuyor bazen; o bırakmadan ben hiç bırakmıyorum ellerini... Gözlerini sana benzetiyorum, kocaman ve su yeşili... Öyle güzel bakıyor ki... O ağladığında içimde tarifsiz bir çaresizlik hissi doğuyor, neşelensin diye her şeyi yapmak istiyorum. James, bu sürecin geçeceğini ve her şeyin yoluna gireceğini söylüyor. Ona inanmak istiyorum.

Sizden uzakta olmak beni üzüyor ama kocamı seviyorum ve onun yanında olmaktan mutluyum. Keşke hepimiz aynı yerde olabilseydik. Ama sen de yakında nişanlınla evlenip evden ayrılacaksın. Sanırım kız çocuklarının kaderi biraz böyle... Annemle babam için çok daha zor olmalı. Onlar nasıl?

Gönderdiğin aile fotoğrafını çerçeveye koydum. Evdeki son Noel yemeğinde çekilmiştik; dün gibi hatırlıyorum. Her baktığımda özlemim artsa da, ailemin mutlu ve bir arada olduğunu görmek içimi ısıtıyor.

James, Emily’nin fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi aldı. Ben de sana ve evdekilere birkaç fotoğraf yolluyorum. Düğüne kadar bu fotoğraflarla idare edin, düğünde Emily’nin kendisini seversiniz.

Fazla zaman kalmadı. Üç ay sonra, küçükken saçlarını ördüğüm kız kardeşim evleniyor. Her anında yanında olmak, heyecanını paylaşmak istiyorum. James o tarihte izin almaya çalışacak ama bana söz verdi. Kendisi gelemese bile Emily ve ben orada olacağız. Sizi görmek için gün sayıyorum.

Sevgili Alice, lütfen geç cevap veriyorum diye bana kızma. Gördüğün gibi anlatacak pek bir şeyim yok. Hayatım bir süre daha bunlardan ibaret olacak gibi görünüyor. Sen uzun uzun yaz lütfen.

Düğün hazırlıkları nasıl gidiyor? Annem, babam, Mery hala, kuzenler nasıl? Hepsini anlat.

Sizi çok özledim.

Sevgiyle kucaklıyorum.

Ablan,
Emma


Yazıyı halkedebiyatıdergisi.com'dan okumak için;


İnstagram adreslerim: 

Şubat 2026/İstanbul
Sevil Özdemir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Yaz

  Zamanda yapacağı yolculuktan habersiz, elindeki kitabı dikkatle inceliyor ve "En az on beş sene olmuştur," diye tahmin yürütüyor. Okuduğunu pek hatırlayamıyor ama belli ki onun kitabı, hep yaptığı gibi ilk sayfasına tarih atıp bir de not yazmış. İşte tam düşündüğü gibi, on beş sene öncesinin tarihi. Üniversiteye hazırlandığı sene, "Peruş'un hediyesi," diye de not düşmüş. Hafif bir esintiyle irkilip, yan sandalyedeki şala uzanıyor, burnuna gelen melisa kokusuyla mest olurken bakışlarını balkonun en ucundaki büyük, yeşil saksının içinde, narin bir genç kız gibi süzülen melisaya çevirip, "Ahh! Melisa, sakın kokunu sadece rüzgara bırakma," diye tembihliyor ve havada kalan ferahlatıcı kokuyu içine çekiyor. Şalın yumuşak sıcaklığına sarınıp, bir yandan kahvesini yudumlarken karıştırdığı kitabın içinde bir fotoğraf buluyor. Üç kişi var fotoğrafta, ikisinin yüzü kalemle karalanmış. "Kıskanç Serap," diye azarlıyor on beş sene önceki hâlini. Fotoğraf...

Kan Bağı Olmayan Kız Kardeşler...

Kız kardeş candır, kandır, dosttur...  Bir de kan bağı olmadan kardeş bildiklerin vardır. Onlarla öyle şeyler yaşar ve paylaşırsın ki fark etmeden aile olursun... Beraber büyürsün, öğrenirsin, dinlersin, akıl verirsin, sevinirsin, üzülürsün... Kimseyle paylaşmadıklarını paylaşır, kimseye anlatılmayanların seninle paylaşıldığını bilirsin. Zaman önce güvenmeyi, sonra güvenine en sadık kalanların kız kardeşler olduğunu öğretir... Sonsuz bir güvenle sırtını yaslarsın. Bilirsin ki kardeş candır, candan zarar gelmez... Sonra aile genişler, evlenip çoluk çocuğa karışılır... Görünce gözlerinin ışıldadığı, görmediğinde içini sızlatan yeğenler doğar, sevgiyle büyürler... Aile büyüdükçe paylaşımlar artar, bağlar derinleşir... Bir sıkıntın olsa bilirsin ki kimse yoksa onlar var. Bu duyguyu dünyalara değişmezsin... Çünkü, bu dünyanın en güven verici şeyidir... Onların karşına çıkması tesadüf değildir. Bunu hep bilirsin... Kız kardeşler kandır, candır, varlığına hep şükredilenlerdir... K...

Dikenler

  Adamın dikenleri vardı. Kadının ise görünmeyen yaraları. Kadın gizlice sarardı yaralarını; bazen gözyaşlarıyla. Adam eve geldiğinde, kadın gün boyu içinde biriktirdiği kırıntıları koyardı masaya. Adam tek hamlede yutardı kadının bütün umutlarını...   Kadın adama babasından, kendisine de annesinden aşinaydı. Eski bir filmin tekrarı gibiydi hayatı. Babası televizyon karşısında çay beklerken, annesi bulaşık yıkardı ağlayarak.   Adam annesinin gizli gözyaşlarını hiç bilmeden büyümüştü. Babasından gördüğü kadarıyla öğrenmişti kocalığı. Eve bakması yeterli değil miydi, inceliklere ne lüzum vardı?   Hem ne yaparsa yapsın, kadınlara zaten yaranılmazdı.   Kadın bir gün annesinin hayatını yaşayacağını hiç düşünmemişti. Çünkü adam dikenlerini henüz göstermemişti. Beyaz gelinliğine astığı umutlarla, bir kuğu gibi süzülüyordu adeta.   Ne zaman ki ayakları yere değdi, işte o zaman hatırladı annesinin gözyaşlarını.   Adam da dikenlerinin farkında değildi başta. Evl...