Adamın dikenleri vardı. Kadının ise görünmeyen yaraları.
Kadın gizlice sarardı yaralarını; bazen gözyaşlarıyla.
Adam eve geldiğinde, kadın gün boyu içinde biriktirdiği kırıntıları koyardı masaya.
Adam tek hamlede yutardı kadının bütün umutlarını...
Kadın adama babasından, kendisine de annesinden aşinaydı.
Eski bir filmin tekrarı gibiydi hayatı.
Babası televizyon karşısında çay beklerken, annesi bulaşık yıkardı ağlayarak.
Adam annesinin gizli gözyaşlarını hiç bilmeden büyümüştü.
Babasından gördüğü kadarıyla öğrenmişti kocalığı.
Eve bakması yeterli değil miydi, inceliklere ne lüzum vardı?
Hem ne yaparsa yapsın, kadınlara zaten yaranılmazdı.
Kadın bir gün annesinin hayatını yaşayacağını hiç düşünmemişti.
Çünkü adam dikenlerini henüz göstermemişti.
Beyaz gelinliğine astığı umutlarla, bir kuğu gibi süzülüyordu adeta.
Ne zaman ki ayakları yere değdi, işte o zaman hatırladı annesinin gözyaşlarını.
Adam da dikenlerinin farkında değildi başta.
Evliliğin omuzlarına yüklediği sorumluluklar arttıkça,
her gün biraz daha uzaklaştı kadından.
Kadın bu sonsuz mesafeye ilk kez dokunduğunda,
adamın dikenleri çıktı ortaya.
Kadın annesine benzemeye başladığını fark ettiğinde kararını verdi.
Adamla aralarındaki mesafe kapanmayacak kadar büyüktü.
Kendini seçti kadın.
Evden gitti.
İçindeki kırıntıları büyütmekle başladı işe.
Gelinliğine astığı umutları aldı, cebine koydu.
Ne zaman yönünü şaşırsa, elini cebine atıp onlara dokundu.
Adam iyice babasına benzedi.
Soranlara,
“Benden daha ne istiyordu bilmiyorum,” dedi.
Ama kimsenin görmediği anlarda,
aynaya dikkatle baktığında
gölgesinde beliren dikenlere
hiç anlam veremedi.
Adam eve geldiğinde, kadın gün boyu içinde biriktirdiği kırıntıları koyardı masaya.
Adam tek hamlede yutardı kadının bütün umutlarını...
Eski bir filmin tekrarı gibiydi hayatı.
Babası televizyon karşısında çay beklerken, annesi bulaşık yıkardı ağlayarak.
Babasından gördüğü kadarıyla öğrenmişti kocalığı.
Eve bakması yeterli değil miydi, inceliklere ne lüzum vardı?
Çünkü adam dikenlerini henüz göstermemişti.
Beyaz gelinliğine astığı umutlarla, bir kuğu gibi süzülüyordu adeta.
Evliliğin omuzlarına yüklediği sorumluluklar arttıkça,
her gün biraz daha uzaklaştı kadından.
adamın dikenleri çıktı ortaya.
Evden gitti.
Gelinliğine astığı umutları aldı, cebine koydu.
Ne zaman yönünü şaşırsa, elini cebine atıp onlara dokundu.
Soranlara,
“Benden daha ne istiyordu bilmiyorum,” dedi.
Ama kimsenin görmediği anlarda,
aynaya dikkatle baktığında
gölgesinde beliren dikenlere
hiç anlam veremedi.
“Kadınlara zaten asla yaranılmaz.”
İnstagram adreslerim:

Yorumlar
Yorum Gönder