Ana içeriğe atla

Memleket Manzaraları...


Hayatım boyunca rahmetli Barış Manço'nun hemşerim memleket nire? sorusuna en güzel cevabı verdiği "bu dünya benim memleket" görüşünü savunsam da "Samsun"luyum demekten her zaman gizli bir sevinç duyduğumu itiraf etmeliyim... Bu sevincin nedeni sadece Karadeniz'in çok önemli ve en güzel şehirlerinden biri olması değil... Daha küçük bir çocukken babamla gittiğim yaz tatilinde, çok uzun yıllar geçse de hafızamda tazeliğini koruyan anılara sahip olmamı sağlayan, bir çoğuyla o yaz tanışma imkanı bulduğum ve bir daha da hiç kopmadığım akrabalarım... 

Aile ve arkadaş konusunda her zaman şanslı olduğumu düşünmüşümdür ama çoğu insanın birinci derece akrabalarıyla bile görüşmediği bir zamanda, değil birinci derece, ikinci, üçüncü hatta dördüncü derece akrabalarla bile bu kadar iletişimde olmak çok güzel bir duygu... İşte tam da bu nedenden "Samsun"luyum demekten gizli bir sevinç duyarım ve bilirim ki bambaşka bir şehirde ya da ülkede olsalar da ben telaffuz ettiğim her yeri gizli bir sevinçle anarım...

İnsan dediğin anılardan toplama bir varlık... Ben de anılar biriktirmeyi önemseyenlerdenim... Sevdiğim insanları da öyle... 

Kaybettiklerimiz... Hüzünle, özlemle andıklarımız... Kalanlar, çoğalanlar... Her biriniz iyi ki varsınız... İyi ki her zaman hafızamda, yaşandıkları anlar kadar tazesiniz...

Daha sık görüşmek dileğiyle,
Sizi seviyorum...

İnstagram adreslerim: 

Sevil Özdemir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Yaz

  Zamanda yapacağı yolculuktan habersiz, elindeki kitabı dikkatle inceliyor ve "En az on beş sene olmuştur," diye tahmin yürütüyor. Okuduğunu pek hatırlayamıyor ama belli ki onun kitabı, hep yaptığı gibi ilk sayfasına tarih atıp bir de not yazmış. İşte tam düşündüğü gibi, on beş sene öncesinin tarihi. Üniversiteye hazırlandığı sene, "Peruş'un hediyesi," diye de not düşmüş. Hafif bir esintiyle irkilip, yan sandalyedeki şala uzanıyor, burnuna gelen melisa kokusuyla mest olurken bakışlarını balkonun en ucundaki büyük, yeşil saksının içinde, narin bir genç kız gibi süzülen melisaya çevirip, "Ahh! Melisa, sakın kokunu sadece rüzgara bırakma," diye tembihliyor ve havada kalan ferahlatıcı kokuyu içine çekiyor. Şalın yumuşak sıcaklığına sarınıp, bir yandan kahvesini yudumlarken karıştırdığı kitabın içinde bir fotoğraf buluyor. Üç kişi var fotoğrafta, ikisinin yüzü kalemle karalanmış. "Kıskanç Serap," diye azarlıyor on beş sene önceki hâlini. Fotoğraf...

Kan Bağı Olmayan Kız Kardeşler...

Kız kardeş candır, kandır, dosttur...  Bir de kan bağı olmadan kardeş bildiklerin vardır. Onlarla öyle şeyler yaşar ve paylaşırsın ki fark etmeden aile olursun... Beraber büyürsün, öğrenirsin, dinlersin, akıl verirsin, sevinirsin, üzülürsün... Kimseyle paylaşmadıklarını paylaşır, kimseye anlatılmayanların seninle paylaşıldığını bilirsin. Zaman önce güvenmeyi, sonra güvenine en sadık kalanların kız kardeşler olduğunu öğretir... Sonsuz bir güvenle sırtını yaslarsın. Bilirsin ki kardeş candır, candan zarar gelmez... Sonra aile genişler, evlenip çoluk çocuğa karışılır... Görünce gözlerinin ışıldadığı, görmediğinde içini sızlatan yeğenler doğar, sevgiyle büyürler... Aile büyüdükçe paylaşımlar artar, bağlar derinleşir... Bir sıkıntın olsa bilirsin ki kimse yoksa onlar var. Bu duyguyu dünyalara değişmezsin... Çünkü, bu dünyanın en güven verici şeyidir... Onların karşına çıkması tesadüf değildir. Bunu hep bilirsin... Kız kardeşler kandır, candır, varlığına hep şükredilenlerdir... K...

Senede Bir Gün

  13 Mart 2020… Sema o günü dün gibi hatırlıyordu. Virüs ülkeye yeni ulaşmıştı. Ağır geçiren hasta sayısı artıyor ama henüz kapanma ilan edilmiyordu. İnsanlar televizyonlardan haberleri izliyor, adı sürekli anılan bu virüsün Çin’den buralara kadar geleceğine ihtimal vermiyordu. Uçaktan inen yabancı yolcuların hangi ülkeden geldiğinin kontrol edildiği, bazen karantinaya alındığı günlerdi bunlar. Şimdi dönüp baktığında, izlediği bütün korku filmlerinden daha karanlık bir dönemden geçtiklerini düşünüyor; insanların bunu nasıl bu kadar kolay unutabildiğine şaşırıyordu. Gerçi kendisi de yavaş yavaş normale dönüyordu. Özellikle 13 Mart geldiğinde, hayata karışmak için insanüstü bir çaba gösterirdi. Sema hemşireydi. Neyse ki yalnız yaşıyordu da pandemi boyunca ailesinden kimseye hastalık bulaştırmadan atlatabilmişti o günleri. Aylarca görememişti sevdiklerini. Yine de pişman değildi; o vicdan yüküyle yaşayamazdı. Hastanede gördüklerini ruhunun en karanlık odasına kilitlemişti artık. Onlar...