O tepedeki, terk edilmiş evin bahçesine taşındıkları günden beri, evin erkeği olarak daha çok görevi vardı artık. Dışarıdaki yırtıcı hayvanlara karşı dikkatli olmalı ve annesi yokken kardeşlerini korumalıydı. Onlar daha çok küçüklerdi ama aynı zamanda çok da yaramazlardı. Karabaş'a kalırsa tek dertleri oyun oynamaktı... Eskiden annesiyle beraber insanların arasında yaşarlardı, o zamanlarda hayatları daha kolaydı. İnsanların her şeyi attıkları kocaman çukurlardan yiyecek bulur, sokak aralarındaki kuytularda uyurlardı. Bazen de insanların terk ettikleri yerlerde kalırlardı. Sonra annesi kardeşlerini dünyaya getirdi ve o üç yaramaz fazla dikkat çekmeye başladı. Yoldan geçen insanlar onlara bakıp, sevmeden sokaktan geçemezlerdi. Hatta bir keresinde, küçük insanlardan biri Lekeli'yi kucağına alıp götürmeye kalkmıştı da annesi yüksek sesle bağırarak korkutmuştu onu, kardeşini öyle kurtarmışlardı. İşte o gün taşınmaya karar vermişti annesi, en iyisi insanların olmadığı bir yere gitm...
Söz uçar, yazı kalır!